19 Aralık 2007 Çarşamba

Toplumsal etki kaynaklarından karşılaştırmaya devam

Bu yazıyı okumak isteyen artık iki yazı önceden başlamak zorunda kalacak, blogu not defteri gibi kullanmak kullanışlı birşey değil ama en çok benim işime yarayan bu halinden benim hiç şikayetim yok.

Etki kaynakları bakımından karşılaştırmaya uzmanlık'la devam:

Profesyonelleşmiş ve sanayileşmiş modern sistemlerde uzmanlaştıkları alanlarda otorite olan kamuoyu liderlerinin hem yayım hem yorum açısından kitle iletişim araçları kadar etkiye sahip oldukları hatta "odaklaşmış uzmanlılık"takine benzer şekilde uzmanlık alanlarını kullanma imkanları yüz yüze temasla artmışsa uzmanlık açısından kamuoyu liderleri daha çok etkili oldujları söyleniyor. Araçlar ve liderler arasındaki denge bozuyor bu da.

Geleneksel ve geçiş halindeki toplumlarda ise, araçların profesyonelleşmesi ve sanayileşmesi tamamlanmadığı için, modern sistemlerdeki kadar uzmanlaşmamış olsalar bile kamuoyu liderleri otorite muamelesi görürler ve araçlar- liderler arasındaki denge onlar lehine iyice bozulmaktadır.

Ödül ve Ceza

İzlenebilir ihtiyaç ve davranışların gözlemlenmesi yani kişilerin yakından izlenmesi ile olanaklı olması gereklidir yani alıcı-kaynak arasında bir yansıma ortamı olmalıdır. Alıcının aktif olabildiği kitle iletişim araçlarında bu etkinin kullanımı mümkündür. Ödül-ceza sisteminin olanakları ve işlerliği açısından da kamuoyu liderleri önde olurlar. Toplumsal normlara uyum açısından ödül ve ceza verilmesi grup baskısı sayesinde onların daha çok lehinde olmaktadır. Geçiş halindeki ve geleneksel toplumlarda haberleşme sürecinde artan ordanda söz sahibi olurlar.

Meşruiyet (es. mazzy star'dan fade into you için saygı donuşu)

Grup normalarıyla özdeşim varsa meşruiyet ve ona uyum vardır. Kitle iletişim araçlarının büyük grupların normlarını yaratmada başarısı açık, o nedenle meşruiyet esasına dayanan davranış değişiklkleri yaratmaya neden olabilirler. Fakat kanaat liderleri daha avantıjlıdır çünkü normları aktarmanın ötesinde yaratırlar da..K.İ.A. ile haberleşmede normlar geniş ve heterojen gruplara ulaşır ve kendi normlarıyla çatışma hali daha şiddetli olur. Nispeten küçük kitlelere ulaşan kamuoyu liderleri ise etkinliklerini yükseltmiş olurlar.

Özdeşim / Cazibe

Ulusal kahraman, karizmatik bir lider ya da moda dediğimiz taklitçilik söz konusu olduğunda K.İ.A özdeşim etkisi kullanılailir. Halk oyu liderleri ise zaten bu yönleri sayesinde grup içinde lider konumuna gelmişlerdir.

Bağımsız şekilde ele alınan araçlar ve kanaat liderleri aslında birbirlerine son derece iki değişkendir. Daha sıkı işbirliği ile etki arttırılacaktır. Uzmanlıkta, liderler izleyecekleri yolları k.i.a. dan öğrenirler ve meşruiyette halkoyu liderleri büyük toplumun normlarına yine araçlarıyla ulaşırlar. Haberleşmenin modernleşebilmesi ve hareket değişiminin gerçekleşmesi için bu işbirliği artmalıdır.

Haberleşme insan bilincinde büyük rol oynar ancak unutulmaması gereken; kişilik oluşumunda haberleşmeden önce pek çok öğe gelmektedir. "Haberleşme ancak egemen ideolojinin emrinde olarak belirleyici fonksiyon yapar"... ( Bu döngüyü kırabilecek tarihi zıplamalar olması için haberleşmeden medet ummak hayalperestlik ama haberleşme sayesinde diğer öğelerde değişimler az da olsa mümkün, şayet olumlu olmak için yırtınırsak)

Etkili haberleşme için öneriler kısmında 28 önerme/koşul var. (Berelson -Steiner'den alıntılarla)
...(Hans Zimmer'den bir Jack Sparrow koy da neşemizi bulalım, yazıyla -yirmi sekkiz-)

  1. Objektiflik esasına göre çalışan profesyonel kitle iletişim araçları endüstrisi: hareket değişimi için gerekli bilgi ve arzuyu yaratır, kanaat liderlerine doğru ipuçları verir.
  2. Belli alanlarda ihtisaslaşmış halkoyu liderlelerinin varlığı şarttır.
  3. Kitle iletişim araçlarıyla Kamuoyu liderlerinin yakın işbirliği yapmaları gereklidir.
  4. Kaynak, alıcıların kendisini nasıl gördüğünü iyi değerlendirmeli.
  5. Kaynak, mesajlarıyla ve toplumdaki durumu ile tutarlı olmalı.
  6. Mesajın dili anlaşılır, içeriği açık olmalı.
  7. Mesaj, verdiği bilgilerden sonuç çıkarmayı alıcıya bırakmamalı ve kendisi belirtmelidir.
  8. Ne kadar çok kanal kullanılırsa, haberleşme o denli etkili olur.
  9. Alıcıların kullandığı kanallar seçilmelidir.
  10. Alıcının ustalığı artarsa etkilik de artar.
  11. Alıcının ön tutumları mesajın içeriğine ne derece yakınsa artış var.
  12. Kademeli olarak önce ön tutumlara sonra hareket değişikliğine yönelik haberleşme yapılmalı. Bunun için işbirliği zorunludur.
  13. Halktan çok kamuoyu liderlerine yönelen kitle iletişim araçları haberleşmenin etkililiğini arttırır.
  14. Hedef yani hareket değişikliği, alıcının kişiliğine içiden yaşadığı topluma ne derece uygunsa haberleşme o derece etkili.
  15. Kaynak-alıcı arasında ne derece yansıma-geri besleme varsa haberleşme şahane.
  16. Kaynak ve alıcı doğrudan ya da dolaylı yoldan ( uzman,kanaat liderleri) yüz yüze olmalılar. Konferans yerine grup tartışmaları daha başarılıdır. (Lewin-studies in group decision)
  17. Alıcılar grup halinde olup tartışabilirlerse haberleşme harekete dönüşebilir.
  18. Kaynak, mesajı yönelttiği grubun normlarına uygun normlar kullanırsa başarılı olur.
  19. Yani, kaynak, mesajı yönelttiği grubun normlarına uygun normlar kullanmazsa başarısız olur.
  20. Ulaşılacak grupların normları bilinmeli ve değerlendirilmelidir. (döne döne aynı şey)
  21. Grup içi norm çatışmalarının etkisinin azaltılabilmesi için, az gruba yönelen haberleşme etkili olur.
  22. Yani alıcı bakımından kapsam ne kadar genişlerse etkililik o kadar azalır.
  23. Heterojen gruplar için ortak normlar mesaja uygulanmalı ve basit bir formulle sık aralıklarla tekrarlanmalıdır.
  24. Toplumsal güç kaynakları kullanılmalıdır, örneğin özdeşim gücünün uzmanlık gücünden daha kuvvetli olduğu saptanmıştır. (Berelson-Steiner,Human Behavior)
  25. İçerik, -özellikle alıcının yakınlık duyduğu bir- çoğunluğun fikri gibi sunulursa haberleşme çokkk etkili olur.
  26. Etkili haberleşme kademeli olmalıdır, önce ön tutumları sarsmalı ya da duruma göre onları kuvvetlendirmelidir.
  27. Gönderilen mesaj, olaylar ve grup normları ile desteklendiği zaman çok daha etkili olur.
  28. Haberleşme, tutumların kişiler için yerine getirdiği fonksiyonlara (uyum-fayda,değer,bilgi,savunma idi sanırım) yardım ettiği ölçüde başarılı olur. Haberleşme, tüm -izmlerdeki kitle hareketlerinde kişilere dış dünyalarını biçimlendirmede bilgilendirerek yardımcı olur. Kitle hareketine katılıp dünyasını biçimlendiren kişi, tutumları için diğer fonksiyonları da (uyum-yarar, savunma , değer) gerçekleştirir. Propagandaların çoğu zaman başarılı olmasının nedeni, tutumların yerine getirdiği bu fonksiyonları bütün halinde ve sistemli şekilde sunmalarıdır. (!)
Toplumun haberleşme sistemleri, temel sosyal ve politik yapıyla iç içedir. Marksist ya da yapısalcı açıdan, haberleşme sistemi ile toplumsal yapı arasındaki ilişkileri saptamak biraz farksızdır çünkü haberleşme, mekanizma olarak "birey üzerindeki etkisi bakımından" pek değişiklik göstermemektedir. Nasıl toplumsal bir etki yapıldığına gelinince, toplumsal kuramlar ve toplum modelleri önem kazanır denmiş vee Ertuğrul Özkök'ün 1985 tarihli çalışmasına bir güzelleme yapılmış: İletişim Kuramları açısından kitlelerin çözülüşü.....vay ki ne vay.

Son not da acıklı. Teknolojinin kendisinin denetlenemez değişmelere yol açtığı ve bu ürünlere de tv ve video'nun örnek verildiği paragrafta, bazı düşünürlerin bu gelişmelerin misal tv'nin tümüyle ortadan kaldırılması ile ilgili çalışmaları kaynak olarak verilmiş. (syf 273)

Derken..
Kuramsal önermeler (syf311):
...."Her toplumsal yapı değişmesi, insan-doğa ve insan-insan (sanırım teknoloji ve ideoloji burada devreye giriyor) çelişkisini çözmeye yöneldiği oranda olumludur ve insanoğlunun genel evrim çizgisinin daha ileriye gitmesine katkıda bulunur."

Benden:
Gelişmişlik ve az gelişmişlik tanımları bize haberleşme yoluyla bildirilenden yeniden ve yine farklı demektir bu. Yani modernizm ve aydınlanma insan-doğa ilişkisini çözerken haddinden fazla gelişerek, az gelişmiş olanlara doğru onları da sürükleyerek "gerilemiştir". Burada hatırlanılan Fuat Ercan'ın o güzel kitabına reverans etmeli:
Modernizm, Kapitalizm ve Azgelişmişlik. Bir ara ondan da notlar almalı.

"Elysium" ile dinlenmece..İyi geceler.


Etkili Haberleşmenin Mekanizmaları-Kongar

Kitle haberleşme araçlarının ve Kamuoyu liderlerinin rolleri ve etkileri üzerinde ayrı ayrı durulmuş, belli amaçlar için hangi öğelere ağırlık verilmeli sorusunun cevabı aranmış (a.g.e./Kongar, 261, 1999)

Tepki Alışverişi

Yetkili bir ağızdan mesaj yayımı alıcının kabulünü kolaylaştırmakta, özellikle karmaşık mesajlarda.
Yani örgüt ve birincil grup arasında köprü görevi görecek uzmanlaşmış kanaat liderleri gerekli. Yüz yüze temas şart koşulmuş. (yüz yüze temasa yakın iletişim araçları yani internet üzerinden ulaş(ıl)abilmek de bir yere kadar diyor sanırım.) Öğretmen-öğrenci ilişkisi biraz daha farklı "odaklaşmış uzmanlık" adı altında değerlendirilen bir bağlantı yolu fakat benzerlikleri var. (Litwak ve Meyer'den alıntı, ..community linkages of public schools..) Alıcının tepkisini yerinden gözlemlemek ve mesajın buna göre yeniden düzenlenerek alıcının ve kaynağın daha aktif kılınması sağlanmış oluyor. (Bloglardakine benzer bir yolla) Alıcıda hareket değişikliği yaratma olasılığı da yükseliyor. Dikkat ve algıda ya da yorumda seçiciliğin bir nebzede olsa önüne geçilmiş oluyor. (Şirketler, kamu kurumları ya da siyasi partiler yoruma açık bir blog açtıkları taktirde haberleşme sorununun yükümlüğünü biraz daha yüklenmiş olsalar da daha doğru bir haberleşme ile tutum ve davranış değişikliğinde bir adım öne geçebiliyorlar. Tabii internet üzerinden haberleşmenin sınırları dahilinde..Franda'daki cumhurbaşkanlığı ya da Amerikan başkanı seçimlerindeki siyasal parti blogları gibi)

Halk oyu liderleri

Katz ve Laarsfeld'in ortaya attığı "iki kademeli haberleşme" görüşünü benimseyen İthiel de Sola Pool, geleneksel hayat biçimine sahip kişilere yeniliklerin kabul ettirilebilmesi için bu liderler görüşünü savunur. Edward Gude'un verdiği Kamboçya'dan bir araştırma örneğinde, köylülerin haberleri uzman birisi tarafından yorumlanmadıkça anlamsız gördüklerini göstermiştir. Haber hakkında karar vermeyi kendi rolleri olarak görmez ve statü sahibi biri tarafından kendisine yeniden sunulmasını isterler. (Bu kısım çok ilginç, köşe yazarlarının Türkiye'deki "geleneksel-geçiş halindeki ve yarı modern yarı post modern" haberleşme sistemi içinde nasıl güçlü etki bırakabildiklerine işaret ediyor sanırım, halk kendisini anlamakta ve yorumlamakta yetkili görmüyor ve "seçtiği" uzmanın bu işi yapmasını istiyor. Haberleşmede tutucu bir seçicilik problemi de heybetiyle duruyor.)

Halkoyu liderleri, yüz yüze temasla nüfuzlarını kullanarak ve kendilerinin uyguladıkları yenilikleri göstererek merkeze yani kitle iletişim araçlarına yaymaya başlarlar. (Torsten Hogerstrand..simulation of Diffusion)

Kitle Haberleşme Araçları

Lerner ve McCleland iki kademeli akım'dan daha farklı bir yaklaşım benimsemişler:

Kitle iletişim araçları alıcıların hayatından daha farklı bir hayat biçimi sunar ve farklı biçimleri kavrama kapasitelerini arttırır. Bu yolla yayılan mesajların içeriği, alıcılarda bir ilerleme motivasyonu yaratır. Bir yandan da fikir birliğini geliştirici fonksiyon devreye girer ve ilerleme güdüsü kuvvetlendirilir. Halk you liderlerinin rolü üzerinde pek durulmamıştır.

İthiel de Sola Pool, kitle iletişim araçlarının değişme ve etkililikte sıraladığı faktörlere kısıtlı etki yaptığını söyler. Çalışamalara göre, dikkat çekmede başarılılardır, bilgi ve haber, zevkler, kavramlar üzerinde de araca göre değişiklikler olmaktadır fakat kısa süreli tutum değişimleri dışında tutumlarda ve davranışlarda etkisizdirler. TV tutumdan çok zevkleri değiştirir ve kavramları etkiler. Radyo, seçimler sırasında aktüel haber aktaran bir kaynak olarak seçilir ancak basın bağımsız görüşe sahip seçmen kanılarını etkileyebilmektedir. (Nermin Abadan)

K.İ.A, alıcılara inandıkları ve duymak istedikleri haberleri verdikleri zaman en büyük etkiye sahip olurlar. (yani sadece mevcut olana takviye ve pekiştirme!) Gizli inanç ve davranışların ortaya çıkmasında daha az etkili , davranış değişikliğinde en az etkilidirler. (..) Kişilerdeki tutum ve davranış örüntüsünde tutarsızlık ve boşluklar olmadıkça, yeni bilgiler tutum ve davranış değiştirmede başarısız olurlar. (Katz)

Dikkat, konu belirliliği, haber ve bilgi dışında etkilenen bir değişken yok. Diğer etkili değişimler için, önemli bir özdeşim gücüne, başka bir güç kaynağına sahip kişilerin yüz yüze iletişimine ihtiyaç vardır. (Pool)

Tutumların (Davranışların kökünün) kişi için 4 önemli fonksiyonu var (Katz) :

  1. İnsanın çevreye uyumunu ve ondan yararını amaçlayan tutumların "uyum-yarar" fonksiyonu
  2. İnsanın kendisi ve çevresi hakkındaki açık gerçekleri kabul etmekten koruyan tutumların "savunucu" fonskiyonu
  3. Kişinin değerlerine uygun ve tatmin duyduğu tutumların "değer açıklayıcı" fonksiyonu
  4. İçinde yaşanılan dünyaya uygun bir biçim verilmesini sağlayan "bilgi" fonksiyonu
Bu fonksiyonlar eksikse yaratımında kitle iletişim araçları ve liderler çok etkili olabiliyorlar. Yani belli tutumlar eksikse ve tamamlanmak isteniyorsa alıcı kitle iletişim araçlarına ve kamuoyu liderlerine son derece açık. Eğer fonksiyonlar tam ise, haberleşme ancak onları kuvvetlendirdikleri ve destekledikleri ölçüde başarılı. (takviye ve pekiştirme...)

Toplumsal güç veya etki kaynağı olarak araçların ve liderlerin karşılaştırmalı olarak kapasiteleri, sosyolojik ve sosyal psikolojik araştırmalarıyla öne çıkan French ve Raven'in (Basis of Social Power, 1959) sınıflandırmasıyla incelenmiş, toplusal etki kaynakları dörde ayrılmış:
  1. Uzmanlık
  2. Ödül ve Ceza
  3. Meşruiyet
  4. Özdeşim / Cazibe
ve ara...

18 Aralık 2007 Salı

Toplumsal değişme ve Haberleşme

Emre Kongar'ın sosyoloji dersinde bizlere okuttuğu kitabında (Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği) böyle bir bölüm vardı, değişmenin itici gücünün teknoloji ve ideoloji düzleminde tartışıldığı bölüm aklıma gelince kesik atıldığı için bulamadığım kitabı Dicle'den almak farz oldu. Çok mutlu oldum, epeydir başbaşa oturup sükunet içinde konuşamamıştık. Onun tezini de aldım:"İktisatta tüketim ve rasyonel birey varsayımı". Fikirlerimin temelinde çok büyük değişimler olmasa da boşluklar daha bir dolmuş. Bugünkü okumamın çok farklı olacağını düşünüyorum. Referanslar farklı şeyler ifade eder olmuşlar üç seneden sonra.

Haberleşmeyle ilgili kısımdan notlar düşmek iyi olur diye düşündüm.

Modernleşme süreci içinde haberleşme / iletişimin rolü, özellikle az gelişmiş ülkelerdeki rolü üzerine araştırmaların artışına dikkat çekerek başlayan Modernleşme'yi takip eden bölümde: "Toplumsal bilimlerde haberleşmenin içeriğini insan ilişkilerinin temeli sayan görüşler, haberleşme akışının ve yapısının bütün toplumsal dinamik gelişmeyi belirlediğini savunurlar." (Ünsal Oskay, Önder Şenyapılı, Korkmaz Alemdar ve Raşit Kaya alıntıları yapılmış)
Bu görüşlere göre, toplumsal süreçleri haberleşmenin yapısı, içeriği ve akışı ile çözümlemek mümkündür deniliyor.

Haberleşmenin tanımı ve öğeleriyle devam eden bölümde klasik iletişim teorilerine göre bir tanım ve öğe sıralaması yapılmış. Kaynak, mesaj, kanal, alıcı ve hedef. Çift yönlü iletişim modelinden uzak. Alıcı kısımında aktif ve pasif olarak bir ayrım yapılarak bunun üstesinden gelinmeye çalışılmış. Alıcıda meydana gelmesi istenen değişiklikler kısmında ise İthiel de Sola Pool'dan alıntılar var, birbirine bağlı ve etkileşim içinde fakat analitik amaçlarla tek tek incelenen öğeler olduğuna vurgu yapılarak sekiz faktör sıralanmış ( the mass media and politics in the modernization process) :

  1. Dikkat
  2. Belirlilik
  3. Haber ve Bilgi
  4. Beceri
  5. Zevkler
  6. Kavramlar
  7. Tutumlar
  8. Hareketler (davranışlar?)
Hareket değişikliğine ulaşamayan haberleşme süreçleri başarılı olarak nitelenmez, ara istasyonlarda takılı kalmışlardır deniliyor.

Bu bölümden sonra, kaynak-alıcı ilişkileri ele alınmış. Gruplararası iletişimden, kitle iletişimine, örgüt ve birincil grup ilişkilerindeki (aile gibi) tezatlıkların giderilmesinden Halk oyu liderlerinin işlev ve önemine kadar pek çok konudan sonra, görüşlerin geneli bi şekilde yüz yüze iletişim sayesinde çatışmanın giderilebileceğine uzanıyor.

Geri beslemenin hızlı olması ve kamuoyu liderlerinin ihtisasları ve nüfuzları sayesinde iki kademeli bir akım oluşur. (Katz'dan) ..Aile ve örgüt arasında haberleşmede tampon görevi gören kanaat liderleri, hem dengeyi sağlarlar hem de nihai harekette oluşacak değişime giden yolu açarlar. Birincil grup ve örgüt işbirliği zorunludur ve bu işbirlikle ortaya çıkan haberleşme yansıma ile pekişerek etkililiğini arttırır... ( (Tabi bu denge noktasının nerede oluştuğu, etkililiğin ne yönde olduğu ayrı bir dert)

"Gelişme düzeyine göre haberleşme sistemleri":

Modern Haberleşme sürecinde iki ayrı bölüm var: profesyonelleşmiş ve sanayileşmiş bir kitle iletişimi ve uzman ya da değil kamuoyu liderleri yoluyla yapılan karmaşık bir yüz yüze iletişim.
( Öyleyse günümüzde bir de, post modern haberleşme süreci var. İnternetin göbeğine oturduğu kitle iletişimiyle yüz yüze iletişim arasında bir yerlerde, kanaat lideri ya da birincil grup tanımını parçalayıp yeniden tanımlayan cyb-orgların seçilip bulunduğu..)

Gatekeeper dediğimiz profesyonel habercilerin ve kanaat liderlerinin seçtiği gündemler üzerinden bir haber ve bilgi demeti oluşuyor. Mesaj içerikleri, verilen yansımalarla tekrar düzenlenip yeniden ileri teknolojilerle yayılıyor. (Seçme ve yorumlama işini asıl alıcıdan önce zaten belli bir kesim yapmış oluyor. Reuters'dan okuduğunuz bir haber bile o günün gündeminde onu öne alan bir muhabir sonrasında bir editör süzgecinden geçiyor. Objektiflik çok çok tartışmalı kanımca. Yerel kanallarda bu aracıların sayısını da katlıyorsunuz tabiyatıyla. Kulaktan kulağa oyununda bambaşka anladığınız kelimeden sadece siz değil oradaki herkes sorumlu.) Herkesin bir örnek ve değerde algılayacağı haber alıcıya ulaşamadan az da olsa bozulur. Özel mesajlar ise geniş haber akımları
içinde kaynar gider, o nedenle çeşitli aralıklarla tekrarlanmalıdır denmiş. (Bu da tamamen süzgeç sahiplerinin güdümünde ise, sizin özelinize ulaşacak mesajları ancak siz kendinize ulaştırabilirsiniz demek bu, e biraz abartırsak sanırım.)

Modern haberleşme sistemi dışında "geleneksel haberleşme" ve "geçiş halindeki haberleşme" sistemleri var....Toplumsal ve siyasal hiyerarşinin tepesindekiler geleneksel haberleşmede haberleşmenin içeriğine, akışına, yapısına hakimdirler. Kişisel ilişkinin gücüne dayanan bir güvenilirlik esas alınır. Haber kapsamı sınırlıdır, haberin hızı içeriğine göre dengesizce değişkendir, haber tekrarı da dengesizdir. Halk oyu liderlerine bu sınırlı ve kesik haberi yorumlama konusunda daha çok görev düşer, profesyonel haber vericilerden daha subjektif olma olasılıkları nedeniyle bilgilenmede yanılma artabilmektedir...

Geçiş halindeki haberleşme sisteminde, kentsel ve kırsal haberleşme sistemi bölünmesi vardır. Hem geleneksel hem moderndir yanisi. (Bir de üstüne üstlük bunun post moderni var kaymak niyetine. ) Neyse efendim, bu ikilikteki bağlar çok gevşektir, birbirinden bağımsızlık ve bir dağınıklık söz konusudur. Kentselin kırsala ancak değişerek sızabilmesi sonucunda ise haberler kısmen ya da tamamen yanlış anlaşılır. Kaynağın sosyal, ekonomik, siyasal olarak alıcı tarafından nasıl algılandığı çok fazla önem kazanmıştır. Haberleşme mekanizmaları eksiktir, yerel kaynaklar yetersiz kaldığınca yabancılara yönelinir. Haber seçimleri konusunda ise yeterli ve sağlam ölçütlere sahip olunmadığından ve üstüne üstlük uzmanlaşmış kanaat liderleri eksikliği de eklenince haber ayıklama ve yorumlama süreci iyice yandan yer sayın süreç delileri. Sonuçta bu sistemlerin hepsi idealize tiplerdir ve gerçekte iç içe geçmiş biçimde hepsi bir toplumda bulunabilir diye bitirmiş bölümü de beni de diyeyim artık. Kahve ve eğitim şart. Şeker de yiyebilelim.

Haber kaynaklarını ehli keyf seçmek, sonracığıma algıda gayri ihtiyari birşeyleri seçmek, yorumda zaten birikim yönünde kafadan bir seçicilik, alınan bilgi ile harekete geçme arasında nedensellik ilişkisinin zorunlu olmayışı da haberleşmenin di'ger sorunları. Doğru bilginin kabulü her zaman harekete güdülenmez okuyucu! Hareketin temeli düşünme, anlama, yorumlama ve kabul değil çoğu zaman tepkisel bir hızda sezgiler ve grup baskıları olabiliyor. Ortam uygun değilse, uzun bir süre geçip bilgi kabul edilse de çekimser yaklaşılıyor. Harekete geçmeyen bilgi de amacına ulaşmamış oluyor. Haberleşme çoğunlukla kötürüm bir aygıt dersek yanılmayız herhalde, di mi cevat abi?

Sırada etkili haberleşmenin mekanizmaları ve öneriler...

13 Aralık 2007 Perşembe

Soru tasarımı ve Geleceğe notlar

1) "Ne kadar zamandır" diye başlayan soruların daima cevabını aralık olarak ver. Other dersen iş çığrından çıkabilir.

2) Hiç seçeneği varsa daima "daima" seçeneği de olmalıdır. (www.derinsular.com'a teşekkürler)

3) Önkoşullu sorular hayati değer taşır, bunu alabileceğin servisleri bul ve vazgeçme. Cevaplayanı da kendini de germe.

4) Özele inersek, kolektif bloglar için iki ayrı çalışma yürütmek şart. Bunu baştan da biliyordun. Bir fireyle atlatmış olman iyi.

5) Konular içerisinde "eğitim" olmaması eleştirildi haklı olarak. Kime hitap ettiği de eklenebilirdi denmiş. "Kime seslenmek isterdiniz, hedef kitleniz?" şeklinde bir soru olsaydı, başarılı olur muydu acaba?

6) Ziyaretçi sayısındaki şıklar eklenirken baştan da tereddüt edildi, blogların hit sayıları arasında uçurum var dahası bu benim özelim deyip cevap vermeyene bile rastlanıldı.

7) Blogdaki yazar sayısıyla ilgili soru da vardı, çıkarıldı. Blog yönetimi, interaktif site mantığıyla işleyen bir oluşum. Kaç yazar , editör var? sorusu belki de çıkarılmaması gereken bir soruydu. Şu anda 40 soru olsaydı cevaplanırmış diyorum, yola çıkarken danışmanım kimse cevaplamaz demişti oysa ki. Ben haklıymışım, blog yazarları bu konuda da katılımcıymışlar. Katılım 71 oldu.

8) Özgün mü derleme / alıntı içerik mi ağırlıkta? sorusu güzel bir soru evet. ( www.bilgicik.com' teşekkürler) 24.sorunun alt şıklarındaki "Başka yerlerden aldığınız çeşitli içerikleri yeniden derleme" sıklığı ile ilgili şık bu amaçla konmuştu. Ayrıca bu konuya vurgu yapan bir soru da iyi olabilirmiş. 25 soru limitine sığdırdığım benim seçimlerim böyle olabildi.

9) Herkese ulaştım, bir danışmanıma ulaşamadım. ( bir sana bir de uykuya ulaşamadım:)

10) Yuvarlak hesap olsun. Fatima Spar und die Freedom Fries / İstanbul.

11 Aralık 2007 Salı

100 adres

Ş u an için 100+ kişilik bir blog yazarı havuzu oluşturmuş durumdayım. Eğer mail adresi dönüşleri en iyi ihtimalle beklediğim gibi giderse 3/4 sonuç gelecek. 40 anket cevabına az kaldı. Tavsiye edildiği üzere kişisel maillere geri dönüş daha verimli. Bcc kullanışsız oluyormuş, tecrübe ettim. Blograzzi haricinde seçilen en bilindik blogların blogrollarından da faydalandım. Yazma açısından vasatın altında ama anketler açısından iyi bir gün oldu.

İyi geceler blog.

( Jamie Cullum'un High and Dry coverı ne güzelmiş öyle!)

Dünyayı tersinden görmeler

Haftasonu bu hafta sonlandıramadığım bir hal aldı, hala yapmam gerekenlerin yakınından geçmiş değilim. Web seminerlerine gitmek hayal oldu, diğer gitmem gereken yerleri doğrusu hiç ihmal etmedim bravo ama asıl yapmak istediğim şeye uğrayamadım bile. Ayın bu fazında dünyayı olduğundan beter görme eğilimi hasıl olur, eskiden çırpınırdım tersi için artık sermiş durumdayım, kaderime boyun eğip geeel çekiyorum, gel başıma gel, çekerim. Çırpınmanın alemi yok. Madem yanılsıyorum, 3 gün sonra geçecek, yanılsamaya devam. Az sıyrıklarla atlatırım temennisiyle.

Sonrası, yeniden özel işler. Belki biraz..ulaşılamayan danışman. .27de kalan anket sonuçları. .İletişim tarihine yapışıp kalma..Bir kahve, iki silkelenme, üç sessizlik. Bugün müzik dinlemek bile istemiyorum. Bu haleti ruhiyeyi atlatınca kendime derhal haber vermeliyim. Evet. ( şizoid yurttan solo sesler)

7 Aralık 2007 Cuma

İstanbul Barosu,Turk.internet.com ve İnternet & Hukuk platformu işbirliğiyle

14 Aralık'ta saat 9.00'dan 18.00'e değin İstanbul Barosu Konferans salonununda, 2007 Mayıs TBMM çıkışlı ve düzenlenen yönetmeliklerle beraber 23 Kasım'da yürürlüğe giren 5651 sayılı kanunla ilgili bir toplantı yapılacakmış ve toplantıyla ilgili bilginin "info@turk.internet.com" adresinden alınması istenmiş. Ekşi Sözlük adına Avukat Başak Purut da 14.15 -15.15 arası konuşma yapacaklar arasında.

Taraflar arasında işbirliği ve anlayışı geliştirmeyi hedefleyen bu toplantıda ayrıca iletişimin nasıl izleneceğiyle ilgili soru işaretlerine de cevap verilecekmiş. (CMK. 135.madde) Listede Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı internet daire başkanı, Üniversitelerden öğretim görevlileri (kanunun hazırlanmasında komisyon üyesi olan bir Gazi üni.den bir prof. ve GS üni.'den bir prof.), Türk İnternet Derneği temsilcisi, Türk Telekom İletişim Başkanı, Üniversite networkleri adına Ulakbim temsilcisi, Savcılar, Adalet Bakanlığı temsilcisi ve bir de bir internet cafe sahibi katılacak. Liste ve ayrıntılı bilgi için bknz.

3 Aralık tarihli yazısında "Devrim de sansür de sessizce geliyor" diyen Radikal Sanal Alem köşesi yazarı Serdar Kuzuloğlu da acaba bu toplantıda yerini alacak mı?

Kanunla ilgili güzel bi yazıya Yakuter'de rastladım ona da buyurun.

6 Aralık 2007 Perşembe

5651 sayılı kanun ve WEB seminerleri

Sürpriz bir elektrik kesintisiyle bomboş bir post'a dönüşen zavallı iki paragrafımı baştan yazmak için feci bir isteksizlik var içimde.

Ben iki adet link koysam ve yapılması gereken şeyler için bir yer işaret etsem ve kaçsam hemen: evet evet, editlemek üzere bunu yapmaya karar verdim. Gayet anlaşılır ne de olsa. Web seminerlerinin tetikleyici bir tartışma platformu olması gerektiğini düşünüyordum ki zaten ilk konuşmanın yürürlüğe giren kanunla ilgili olduğunu gördüm.

İlki, çok güzel bir değerlendirme yazısı, Cihan Salim'den internet yayınları ve suçlarıyla ilgili kanun üzerine.

İkincisi de ilki bu cumartesi (8 Aralık) 12.00'de İTÜ Maçka kampüsünde başlayacak olan Web Seminerleri.

Avukat Gökhan Ahi, 5651 sayılı yasanın internete getirdiklerini açıklayacak. Web Seminerleri sayesinde telif hakları ve bu yasal düzenlemeyle ilgili bir hareketi başlatmak belki mümkün olur. İlgililere duyurulur.

Blograzzi ve Technorati stratejik ortaklığı

23 kasım'da bir basın bülteniyle duyurmuşlar bloglarından. Bu sabah farkedebildim. RSS engelli biriydim ondandır herhalde. Güvenilirlik ve itibar tazelemek için güzel girişim. Bakalım nasıl yeni servisler eklenecek, iyileştirme bile yeter aslında. Alexa, Google derken iş ortaklıkları artacak mı acaba?

"..Sahip olduğu 30’a yakın farklı istatistiki veriyi Blograzzi Puan adı verilen değerde birleştiren Blograzzi, kullanıcılarına sunduğu sosyalleşme araçları ile de blog okur ve yazarları arasındaki iletişimi kuvvetlendirmektedir..." 30'a yakın farklı istatistiki veriyi merak ettim şahsen. Tam olarak neyden bahsettikleri benim mi gözümden kaçmış nedir? Blograzzi'yi sıkıştırmak lazım sanırım.

"...Şu anda 111.6 milyon blogu gerçek zamanlı olarak takip eden Technorati..." En son güncellediğimde 80'di, 6 ayda bir iki katına çıktığını söylüyordu David Sifry, geçen nisan ayında sanırım. Artık tarihi yazıp öylece bırakmaya karar verdim valla.)

Tez vakitler

Hüseyin Kılıç, Pozitif Pc sayesinde bana ulaşmış, o da Hacettepe'de Pazarlama üzerine yüksek lisansını yapıyor ve bloglarda pazarlama üzerine bir tez yazmayı tasarlıyor. İrtibata geçmemize çok sevindim, ayrıca çok çalışkan bir blog yazarı olduğunu farkettim.

Kendi blogrolluma hunharca -:)- eklediğim "tez yazarım çabuk yazarım"'ın dışında aslında bir kaç tane güzel bloga imza atmış:
Yaratıcı Reklam fikirleri
Türkiye'nin Şirket Blogları
Pazarlamacı girebilir!

Bugün az da olsa bu blogları kurcaladığımı not düşeyim. Kitap ve makale paslaşması yüreklendiriyor adamı. GS Üniversitesi iletişim bölümünden tanıdığımın bir tanıdığının da bloglar üzerine master tezi yazma girişiminden haberdar olup ulaşmaya çalışmıştım, bir yaşam belirtisi dahi çıkmamıştı. Hüseyin'in bana ulaşmasına çok memnun oldum bu yüzden.

Erhan Yakuter de bana güzel bir tez çizelgesi yazmış bir beyin fırtınasıyla. Düşündüğüme yakın birşey çıkmış ortaya. Neticesinde, iletişim tarihindeki tek yönlü iletişimden nasıl çift yönlüye geldiğimize uzanacak bir tarama yapmaya çalışıyorum. İnternet üzerinde e-mailler, forumlar, portallar derken bloglara ve web 2.0 ye ulaşıyorum. Semantik web ile ilgili okuduklarım beni biraz biçti. Sonra baksam daha sağlıklı, bulandım resmen. Bugün şu tarih kısmına devam edeceğim. Bir de herşey bitince, işi gelip Habermas'a dayandıranlarla bir ilgilenebilirsem kendi açımdan mest olacağım. Evet.

Günün şarkısı: Ella Fitzgerald'dan Anything Goes.

3 Aralık 2007 Pazartesi

Blog kavramı üzerine

Barış Atasoy bir trilogy yapmış. Yorumlara da dikkat ediniz. Henüz ekleyemediğim trackback özelliğini manuel olarak yapıp onu da buraya koymuş oluyorum. Kendi görüşlerime de yer vereceğim. Güzel cümlelere ve eksik rasyonalizasyon sürecine devam. Şarkı söylemeye de.. Bugünün şarkısı: Schism.

Bugüne düşeceğim ilk not, ankete 63'te (63 değil yahu 53, kafa mı kaldı?!) 24 cevap gelmiş olması. Umarım artar. Akabinde de literatüre geri dönüş.

İkincisi ise, Hasan Karaboğa sağolsun şüphelere bir nokta koymak için üniversiteden öğrencilere verilebilen bir domain tavsiyesinde bulunmuş. Şimdilik buna lüzum görmüyor ve bu problemi zamanla aşabileceğime inanıyorum. Yine de gerekirse bu öneriyle ilgili çalışacağım.

Blog nedir? En başa dönüp bunun üzerine çeşitlemelere değinmek farz oluyor. İngilizce bilenler için güzel bir makale burda. Blog'a iade-i itibar gerekiyorsa kanımca ona başka adlar bularak değil, onun tarihi, çeşitleri ve kullanım sahaları üzerine bilgilenmekte sonrasında da bilgilendirmekte yarar var. Blogging evrimi nedir ne değildir, bununla ilgili şeylerin dökümünü yapmaya çalışıyorum. Onlarla ilgili girdilerim de olacak. Türkiye'de içinde bulunduğumuz evre, tamamen bize has ama benzer ve ayrılan yönleri neler, benim araştırma sorularımdan birisi. İmajla ilgili ciddi bir problem var, bu dünyanın her yerinde var, sadece blogla ilgili değil internet ile ilgili de öyle. Hem regulasyon gerektiren hem de toplu bilinçlendirme çabası gereken alanlar. İhtiyaçlar ve doğru/yanlış politikalar doğrultusunda bunun seyri belirlenecek diye düşünüyorum ve henüz öngörümün çok ötesinde.

Uçuşan düşüncelerim bunlar sevgili blog ve okurları. Sonra yine uğrarım.

Düzeltme ve özür:
Hasan Bey, şüphe etmediğini sadece üniversite alan adı altında öğrencilere ya da araştırma görevlilerine açılan alan adresi olduğunu ve bu adresi paylaşmamın baştan kuşkuları yok etme yolunda iyi olacağını söylemişti. Araştırmayla ilgili diğer konularda da fikrini paylaştığı için tekrar teşekkür ederim. Levent Bey de daha kolay olacaksa üniversiteden bana verilen mail adresini duyurmamı istemiş. Bu arada Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat fakültesi mezunuyum. Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım ise yüksek lisansım. Öğrenci olarak , böyle bir mail adresi almadım fakat araştırıp gerekeni yapacağım. Profile de bilgilerimi gireceğim. Sağolun önerileriniz için.
4.12.2007

1 Aralık 2007 Cumartesi

BloglarÜstü'ne

Yorumlara açığım, sadece bir ricam olacak:
Lütfen yorumlara kişisel bilgilerinizi yazınız. Böylelikle bir şahsiyetle muhattap olduğumu bilebileyim. Teşekkürler.

30 Kasım 2007 Cuma

Başarının kriteri ne olmalı?

Bloglardaki başarının kriteri pek çok şeyde olduğu gibi dönüp dolaşıp ticari başarıya dayanıyor. Yarattığınız zengin içerik ya da bulduğunuz ses getirecek pırıltılı bir fikriniz varsa ve en önemlisi bu işten anlayıp allayıp pullayabiliyorsanız insanları çekebiliyorsunuz. İnsanları çekmek demek de para demek oluyor.

Bu kadar basit mi? Evet internete erişim telefona erişim kadar kolaysa yani internet-advanced diye nitelendirilebilecek bir ülkede yaşıyorsanız böyle. Kanaat önderinden ya da reel hayatta projesini pazarlamaya çalışan kanlı canlı birinden hiç bir farkınız daha doğrusu herhangi bir eksiğiniz yok. Fakat Trükiye'de maalesef (yanlışlıkla böyle yazdım ama trük lafı cuk oturdu sanırım) işler böyle yürümüyor.

Blog yazarlığı kadar blog okurluğunun daha doğrusu blog okunduğunun ve blogun ne olduğunun bilincinin yerleşmesi zaman alıyor. Amerika'da bile Pew İnternet şirketinin 2005'te yaptığı araştırma bile insanların blogun ne olduğundan bihaber olduklarını, açıkladığında ha evet ben takip ediyorum birilerini dediklerini gösteriyor. İnternete ucuz ve hızlı erişim sağlansa bile bir müddet bu bocalamayla geçecek gibi.

Geçen 2 senelik zaman aralığında, Times, Forbes, Newsweek gibi pek çok yayın blogların bilinirliğini ve geleceğini tartışmaya açmış vaziyette. O yüzden Amerika'da bloglar artık hayatın içinde ve ekmeğini bundan çıkaran isan sayısı azımsanamayacak kadar çok. Blogdan para kazananlar, blogdan nasıl para kazanılabileceğinin blogunda danışmanlığını yapanlar, seçim dönemlerinde kampanyalarını bloglardan yönetenler, hayatını ve projelerini blog üzerinde planlayanlar..Kullanım sahası oldukça genişlemiş durumda. Bizde ise bebek adımları var. Blogları okuyanlar, zaten yazanlar genelde. Ya da interneti hayatının göbeğine oturtmuş olanlar ya da anglo saksonca early adapters ya da visionaries denilen kimseler. Çoğunluğa nüfuz ya da diffüze olabilmesi için zaman ve o zamanı iyi değerlendirmek önkoşulu var.

Türk blogküresi de hızla genişliyor ama bizde uzmanlaşabilmek ve bu işe vakit ayırmak demek
nakdinizden kesiyor çünkü alternatif maliyeti yüksek, size getirmeden götürebiliyor. Gazetecilerden, şirketlerden önde olmalısınız ve çok okunabilme olanağınız olmalı ama biz daha yolun başındayız okuma-yazma kısmını bile yeni söküyoruz. Kişisel curnalciliğe ödenek ayıracak , buna eğilebilecek bir blog gelirinden söz etmek imkansız. (Curnalci de pek kötü tınlıyor ama aslında bu iş bundan öte birşey değil) Kendi çalıp kendi oynama gibi bir hal var. Durumu sayılarla anlatmak için çok geniş kapsamlı, sponsorlu bir araştırma yapılması lazım.

Sıradan adamın sesi daha çok duyuldukça işin rengi değişecek. Para işin içine girdiğinde kalite bir yandan artacak ama satılık sesler de yükselmeye başlayacak. Blog dili ve edebiyatı denilen etik değerler ve bu kodları okuyacabilecek adamlar umarım daha baskın olur da bunlar oldukça topluca tufaya gelmeyiz.

29 Kasım 2007 Perşembe

Ulaşamadıklarım

Cisday, Opereysın, diyorum.com ve Eda suner..

İletişim kutusu bile olmayan blog yazarlarımız bunlar, bunu anlamış bulunmaktayım. Olur da bir gören olursa bir el etsin:)
Bugün de sağolsunlar dönenler oldu ama 13 bağlantı için hala beklemedeyim. Anketi öyle göndereceğim. Selçuk Hoca çok güzel bir mail yollamış. Şimdilik biraz dinlenceye çekileceğim. Döndüğümde verdiğiniz linkleri okuyacağım hocam:) Anketi burda bulabilirsiniz.

Anketle ilgili diğer eleştiriler de çok hoş. Belki de daha efektif bir anket oluşturulur ilerde el birliğiyle. Şimdilik daha fazlası elimden gelemeyecek gibi. Daha literatür taramamı bitirip sonuçları değerlendireceğim ne de olsa. Yine de lütfen yorumlarınızı esirgemeyin. İnsan yüzü görmek üzere kendimi bir hışımla dışarı atıyorum, oleey..ehm. Şimdilik swiçoff.

Blog Dizinleri


Blograzzi'nin zamanla daha güvenilir olacağına inanıyorum ya da ümit ediyorum diyelim. Tartışmalar gırla gidiyor çünkü. Technorati'den veri elde edebilecek olsam hiç fena olmazdı ama yakın bir gelecekte olası değil. Araştırmaya Blograzzi ilk 60 üzerinden devam edeceğim gibi görünüyor.

ComScore'dan şöyle bir yazı buldum, bu işten anlayanlar ne der acaba? Şu an için beni bir hayli aşıyor anlatılanlar ama bitirmeyi deneyeceğim nihayetinde.

Blogun Hakkını vermek

Türk işi bloglarda gözlemlenen bir sorun var: Blogroll'a özenilmemesi ve link değiş tokuşu.

Dün rss denilen widgetla cebelleşmekten blogrollumu oluşturamadım. Bugün takipte olduklarımı eklerken dikkat etmeye özen gösterdiğim en önemli özellik şu, irtibat halinde olduğum değil ilk 20 gibi bir anlayışla en beğendiğim, olmazsa olmaz bloglar olacak bunlar. Gerisini zaten beslemeyle (besmeleyle?!) topluyor ve okuyorum. Etrafta link savaşları dönüyor ve al gülüm ver gülüm meselesinden imtina etmek gerekiyor sanırım. Yapmayanı tenzih ediyorum tabii ama pek samimi görünmedi bana bu iş. Bana link vermişsiniz e altta kalmak olmaz deyip bir pr ( artık public relations mı yoksa page rank harekatı mı her ne ise açılımı) kampanyasına girişmeyi doğru bulmuyorum. Naçizane fikrim bu, bu aralar. İnsanoğlu tamahkar tabii:)

Barış Atasoy da açın blogroll'ların önünü demiş ve uyarmış beni bu konuda. Mülayim bloguma bir adet konduruyorum şimdi. O haseple bakalım bu aralar ilk 20'im ne imiş, yaparken kendim de keşfedeyim.

28 Kasım 2007 Çarşamba

Sonuçlar geliyor..

Anket sitesinin azizliğine uğrasam da cevaplar ulaştıkça çocuklar gibi seviniyorum. Eğer hazırladığınız anketleri 10 gün içinde yürürlüğe koymazsanız ta taa sonuçlar için 10 dolar ödemelisiniz ibaresiyle burun buruna geliyorsunuz. Hay bin kunduz nidasıyla ödememi kuzu kuzu ödeyip paşa paşa sonuçlarımı alıyorum. Güzel bir hizmetmiş, keşke baştan yapsaymışım da bunca fasiliteden (fasilite ne yaa..çık hayatımdan ekşi sözlük) yararlanma şansım olsaymış.

İşin ilginci, sevgili deneklerim bazı soruları atlıyorlar. Bilhassa gelir elde etme ile ilgili olanları. Acaba bunu "bloglardan ekmek çıkmıyor"a mı yoksa "özelime girmeyiniz pls tşkr" e mi yormalıyım?

Herşeyden önemlisi vaktini ayırıp dolduran herkese minnet doluyum. Bakalım 30'da 30 cevap gelebilcek mi? Hemmen geri kalan 30 kişilik listeyi tamamlamaya davranmalıyım zira bu anket sitesine abonelik 1 ay. Şahane oldu bu sıkışma işi böylelikle ağlaya ağlaya yine de bitirmem gerekecek. Dali de resimlerini çizerken özellikle küçük no ayakkabılar giyermiş, yaratıcılığını kamçılasın diye. Günlüğünde yazıyordu. Epey sürreal bir yaratım sancımasıymış hmm..Dali yaşasa blog yazar mıydı acaba?

Blogla Pazarlama

Yrd. Doç Dr. Erkan Akar'ın Tiem yayıncılıktan eylül 2006'da çıkan "Pazarlamanın yeni silahı Blogla Pazarlama" kitabını bir arkadaşım görüp kapıp getirmişti hemen. (Sağ ol Ceyda, bazen cidden işe yarıyorsun:)
Erkan Bey blogunu da not düşmüş kitaba: Blogla Pazarlama

Çok derli toplu ve gerçek bir akademisyenin elinden çıktığı için referansları ve kaynakçası kuvvetli bir kitap. Yeri geldikçe değinirim şimdilik bu kadar, biraz şu blogu karıştırasım var.

55 adet Popüler Blogcu

E maillerine ulaşmaya çalıştığım blograzzi aşırtmalı başarılı addedebileceğimiz 55 blogcunun içinden;
cisday, fikir atölyesi, eda suner, eburhan, mental masturbasyon, anafikir, opereysın, selçuk hoca, t'infection, altı üstü tasarım ( 10 yazıyla on) haricinde herkese ulaştım. Bazı insanlar gerçekten çok yardımsever. Resmen sevinç kaplıyor içimi, nezaket ölmemiş diyorum bir 80 yaş devirmiş hanımefendi kisvesiyle.

Ha bir de şu var ki, pilli.network'un sitelerini ya da wordpress'i çıkartınca elimde 51 kişilik bir liste oluyor. Bunlardan ikisi mükerrer, şöyle ki ikisi nahnu'ya diğer ikisi de wolkanca'ya ait. E bir de elde edemediklerimi de çıkarınca 39 kişi var elde. Elde vay vay elde. Üstelik iki başarılı örnek yazmayı bıraktığını ilan etmiş. Teknoseyir ve Altı Üstü Tasarım. Temizinden 38 diyelim.

Öyleyse bu akşam bir 30 kişiye son rötuşları yapıp göndermeli. Sonra da 25 kişilik bir listeye girişmeli ve diğer anketi hazırlamalı. Ah be ya son proposal taslağını ne araya sıkıştıracağım. Sabır yaa sabır...

İnternet üzerinden anket hazırlama

Şimdiye kadar ulaşabildiğim ve test ettiğim iki adres var. Freeonline Surveys ve Speed Survey
Kodlama biliyor olsam kendim buraya yazardım ne de güzel olurdu pek de güzel olurdu ama mimkin değil.

İlkinde 30, ikincisinde ise 25 katılımcıya izin var.

İkisiyle de hazırladığım birer anket var ama birinin şifresini unuttum, oysa ki aksatmadığım b12 iğnelerim var benim bazen kar etmese de. Neyse efenim bakalım burdan linkleyince nasıl görünüyorlar.

Anketbir (do not copy this link diye bağırıyor ama bakalım ne oluyor?..henüz siren sesi duymadım)
Anketson (Amanın açıklama metnini güdük biçimde boş bırakmışım?!)

Şu ilk soruları tek soru altında toplamayı deneyip gelirle ilgili bir soru daha koymalı. Belki de bir kaç. Bak yine şişirmeye başladım işi. Ooof ofh.

Hah bu arada anketonline.net diye bir site de gözüme ilişti, onu kurcalayacağım şimdi. Koşullu soru özelliği var galiba, eğer öyleyse baştan bile yazabilirim anketi. Ki, bu resmen süründürür onca yapılacak iş arasında en başa döndürür beni. Benimle başım dertte ne yapsam bilmiyorum. (edit1)
Paniğe mahal yok. Adamlar görünen o ki paralı yapıyorlar bu işi. Yukarıdaki adreslerle ayrı ayrı iki anket döşenip 55 zat-ı muhterem blogcumuza göndereceksin, budur şimdilik olayımız. Hadi bakali. (editson)

Anket ve Kısıtları

Bugün bir coşku bir kıvançla bolca birşeyler çiziktirmem olağandır diyor ve anketle ilgili fikirlerime geçiyorum. Allem kallem derken artık ilk 50 blog'un bir çeşit profilini çıkarmaya evrildi araştırma.
Blograzziden aldığım veriler ne kadar güvenilir bilemiyorum, Alexa ve Technorati'den gelen değerlerle ve Google Pageranklerine göre derlenseler de hala biraz tartışmalı ama blog dizini olayı zaten biraz karışık o yüzden en başarılılar aşağı yukarı bunlar deyip işin içinden çıkıyorum.

Dahası eskiden bu işi daha amatörce yapan Bloglar Alemi'ne göre de kaydolan bloglar arasındaki başarı sıralaması farketse bile göze çarpan bloglar aynı bloglar. O yüzden tek sorun, bu blogların bazılarının komunite blogları olmaları ve anket yapmaya daha az elverişli olmaları. Onlar için daha farklı bi format gerekiyor gibi. 25 soruya indirdiğim anketin içeriği daha çok kişisel bloglara yönelik. En azından blogun yaşını, yaratanların profilini az da olsa çıkarıp kaç üyeye sahip olduklarını dışardan ekleyebilirim.

Gelirle ilgili net birşey sormadım. Acaba bunu da eklesem mi? Du bakali..



Neden bloglarüstü?

Bloglarüstü tabiri beynimde çaktı ve hoşuma gitti. İçimden öyle geldi biraz kaçamak bir açıklama oluyor ama öyle..Böyle partilerüstü, uluslarüstü gibi çağrışımı var ama aslında gayet iddiasız bir oluşum. Beynimin dehlizlerinde dolaşacak olursam da sanırım bloglarla ilgili araştırma yapan ama çok da blog mevhumuyla profesyonel ilişkisi dışında kafayı bozmayacak bir blog olmasını, daha kuş bakışı bir şey olmasını istediğimden olabilir. Hakkını verebildiğim bir blog yazmak çok zor zira. Zaten bloglarla sıyrılmış bir kafaya sahibim, tepeden tepeden konuşup hiç bulaşmamak istiyor da olabilirim. Hafiften bir ğğğğğ yeter artık durumu var yanisi. Bir aşk ve sevgi yumağıdır bloglar gözümde. Yepisyeni ama bir o kadar eski ve sıkıcı bir dünya.

Yağmur yağdı böyle oldu diyelim yani. Zamanla otursun nedeni niçini nasılı. Bir şuur akışıdır bloglarüstü. Zamanla bana kendisini anlatsın bakalım.

Geçen sene bu zamanlar

Aslında 2005 senesi sonunda Yeditepe Üni. PRP programına devam ederken bize ajansında ders veren PR duayeni Ceyda Aydede'nin verdiği bir ödevle başlayan bir serüven. Bir türlü çalışma haritamı çıkarabileceğim neredeen nereye diyebileceğim bir blog tutamadım. Oysa ki geçen sene bu zamanlar açtığım ilk blog'un mana ve ehemmiyeti bu olmalıydı.

Aslında blog'un en güzel yönü, kimseler okumasa dahi okuduğunuz, dokunduğunuz, gördüğünüz pek çok şeye bağlantı sağlamanız ve hayatınızı ya da hayatınızın seçtiğiniz mikro parçacıklarını bir yere yığmanız. Öncelikle bunun için bile düzenli bir blog tutmaya değer. Onu düzenlerken zihninizi düzenliyorsunuz. Kaldı ki, bu benim en büyük eksikliğim.

Sanırım 5 kasım'da Yıldız Teknik Üniversitesinde gerçekleşen Blog konferansında duyduğum şu güzel şey de artık bunu hayata geçirmeme neden oldu, artık özlem duyduğum ve beni adam edecek bir özlem:

İyi ve başarılı bir insan ancak blog yazabilir ve iyi bir blog için zaten düzenli ve başarılı bir insan olmanız şart. Yani iç içe bir dönüşüm.

Birebir bu değildi belki söylenen ama benim çıkardıklarım buydu. Artık uçuşan şeylerin zihin raflarımdaki yerleri bulmasının vakti geldi. Kısa kısa da olsa, sadece bir link ve ufak bir nottan da ibaret olsa sürekli ve düzenli günlük tekrarlarımı yapacağım:) ve kendime meydan okumaya çalışacağım bir blog olacak burası.