30 Kasım 2007 Cuma

Başarının kriteri ne olmalı?

Bloglardaki başarının kriteri pek çok şeyde olduğu gibi dönüp dolaşıp ticari başarıya dayanıyor. Yarattığınız zengin içerik ya da bulduğunuz ses getirecek pırıltılı bir fikriniz varsa ve en önemlisi bu işten anlayıp allayıp pullayabiliyorsanız insanları çekebiliyorsunuz. İnsanları çekmek demek de para demek oluyor.

Bu kadar basit mi? Evet internete erişim telefona erişim kadar kolaysa yani internet-advanced diye nitelendirilebilecek bir ülkede yaşıyorsanız böyle. Kanaat önderinden ya da reel hayatta projesini pazarlamaya çalışan kanlı canlı birinden hiç bir farkınız daha doğrusu herhangi bir eksiğiniz yok. Fakat Trükiye'de maalesef (yanlışlıkla böyle yazdım ama trük lafı cuk oturdu sanırım) işler böyle yürümüyor.

Blog yazarlığı kadar blog okurluğunun daha doğrusu blog okunduğunun ve blogun ne olduğunun bilincinin yerleşmesi zaman alıyor. Amerika'da bile Pew İnternet şirketinin 2005'te yaptığı araştırma bile insanların blogun ne olduğundan bihaber olduklarını, açıkladığında ha evet ben takip ediyorum birilerini dediklerini gösteriyor. İnternete ucuz ve hızlı erişim sağlansa bile bir müddet bu bocalamayla geçecek gibi.

Geçen 2 senelik zaman aralığında, Times, Forbes, Newsweek gibi pek çok yayın blogların bilinirliğini ve geleceğini tartışmaya açmış vaziyette. O yüzden Amerika'da bloglar artık hayatın içinde ve ekmeğini bundan çıkaran isan sayısı azımsanamayacak kadar çok. Blogdan para kazananlar, blogdan nasıl para kazanılabileceğinin blogunda danışmanlığını yapanlar, seçim dönemlerinde kampanyalarını bloglardan yönetenler, hayatını ve projelerini blog üzerinde planlayanlar..Kullanım sahası oldukça genişlemiş durumda. Bizde ise bebek adımları var. Blogları okuyanlar, zaten yazanlar genelde. Ya da interneti hayatının göbeğine oturtmuş olanlar ya da anglo saksonca early adapters ya da visionaries denilen kimseler. Çoğunluğa nüfuz ya da diffüze olabilmesi için zaman ve o zamanı iyi değerlendirmek önkoşulu var.

Türk blogküresi de hızla genişliyor ama bizde uzmanlaşabilmek ve bu işe vakit ayırmak demek
nakdinizden kesiyor çünkü alternatif maliyeti yüksek, size getirmeden götürebiliyor. Gazetecilerden, şirketlerden önde olmalısınız ve çok okunabilme olanağınız olmalı ama biz daha yolun başındayız okuma-yazma kısmını bile yeni söküyoruz. Kişisel curnalciliğe ödenek ayıracak , buna eğilebilecek bir blog gelirinden söz etmek imkansız. (Curnalci de pek kötü tınlıyor ama aslında bu iş bundan öte birşey değil) Kendi çalıp kendi oynama gibi bir hal var. Durumu sayılarla anlatmak için çok geniş kapsamlı, sponsorlu bir araştırma yapılması lazım.

Sıradan adamın sesi daha çok duyuldukça işin rengi değişecek. Para işin içine girdiğinde kalite bir yandan artacak ama satılık sesler de yükselmeye başlayacak. Blog dili ve edebiyatı denilen etik değerler ve bu kodları okuyacabilecek adamlar umarım daha baskın olur da bunlar oldukça topluca tufaya gelmeyiz.

18 yorum:

Unknown dedi ki...

Genel olarak okumayan ve yazma özürlü bir milletiz. Özellikle nitelikli yazabilmenin ne maddi, ne de manevi getirisi olmayınca, biraz daha uzak duruyor "yazabilenler".

Bunun kısa bir zamanda değişebileceğini de sanmıyorum.

Reklam gelirlerinin düşük olması, reklam konusunda rekabet olmaması ile alakalı. Internete reklam veren az ve üstüne üstlük fiyatlar düşük. Cep telefonu gibi belli başlı 1-2 sektör, sürekli ve aşırı ucuz reklam verenler arasında. Bütün bloglar ve siteler de, o küçücük pastayı yemek için üşüşmüş durumda.

Adsız dedi ki...

Dikkat! Bu yorumu yorum olarak yayınlamayın bu size özeldir! Sadece beni rahatsız eden bir şeye değineceğim. Yakın arkadaşım Barış Atasoy dan öğrendim bu çalışmanızı. Sitenize girip tam okuyacakken şu yazı dikkatimi çekti;

"Bloglar hakkında master tezi yazma sevdasına kapılmış bir şaşar beşer"

Yok arkadaş yok böyle bişey. Akademik formasyonu olan biriyim ve bunu kabul etmiyorum. Naif görünsede bu cümle, siz master yapan, akademik kariyer yolunda ilerleyen bir kişisiniz.(beşersiniz) Lisans eğitimi -idealde- şaşar beşer olmamayı sağlamak zaten! (Rasyonalizasyon eğitimidir yani bir yerde)Master da ise yarı uzmanlaşırsınız! Phd ile tam uzman konumuna çıkarsınız. Master yaptığınıza göre lisans eğitiminiz olmalı!(Var değilmi?) Kendi içinde ikilemleri olan bu cümleyi bence derhal kaldırın. Akademik formasyonu küçümseyen yada naifleştiren bu düşünce yüzünden bugün üniversitelerin hali rezildir! (Hem bu iş sevda işi değil akıl işidir! Sevda sadece sizi bu yola iteler ve devamlılık getirir o kadar) -Yada maksat internet okurunu küçümsemekde olabilir! Ki bu da aynı derece kötü! Eğer iyi niyetli olmasam Blogumda bunu ifşa ederdim. Ama iyi niyetliyim.
Eğer bu konuda savunmanız olacaksa bloguma beklerim orada iletişim adresimi bulursunuz. Blogumu en kötü blog ilan edebilirsiniz ama bu gene reklama girerki bence en iyisi benden hiç bahsetmemeniz! (Yakın takibimdesiniz)
www.leventsoyarslan.com

Adsız dedi ki...

Şimdi post olunca yorum, yorumları approve etmeden yayınladınızı farkettim.-yazık. Şimdi bu mesajı yazmak farz oldu. "beşer şaşar" insan herzaman yanılabilir anlamında kullanılan bir sözdür. ancak siz "ben bir şaşar beşerim" diyerek ben hep şaşan bir beşerim(insanım) demiş oluyosunuz. Bu bağlamda ortaya yukarıdaki yorumun yazılması gerekliliği ortaya çıkıyor. Bir master öğrencisi için trajikomik bu duruma lütfen bir son veriniz. (Approve olmaması yüzünden bu mesajımın burada google kayıtlarına geçmiş olması ve birileri tarafından okunmuş olmasından dolayı gerçekten üzgünüm. Bir an önce approve -onaylama- özelliğini devreye sokun )

Adsız dedi ki...

"Sıradan adamın sesi daha çok duyuldukça işin rengi değişecek." demişsiniz yazınızda.

Levent bey çok haklı! Sizde yukarıda ettiğiniz kendi cümleniz gereği bu işin ve akademinin rengini değiştiriyorsunuz! Siz bu zekayla ancak saksı çiçekleri üzerine master yapabilirsiniz. :)

Adsız dedi ki...

Gerçekten merak ettim. Siz hangi okulda master yapıyosunuz? Sütçü Haydar Paşa filan olabilirmi?

Parayı bastır yap bir mastır olayımıdır yoksa bu?

Adsız dedi ki...

Arkadaşlar bu yaptığınız ayıptır! Lütfen. Asıl beni zordurumda bırakıyorsunuz. Hakaret etmeyin kimseye.

didop dedi ki...

Teşekkür ederim yorumlarınız için. Tartışma adabına uygun davranan Levent Bey'le diyaloga devam edebilirim görünüyor. Diğer anonim sesler yüreksiz göründüler zira. Klavye delikanlısı gibiler. İnsanları tanımadan etmeden, üsturuplu bir merhaba demeden o çok takıldıkları "sıradan" lafını her nasıl anlıyorlarsa ona aday olmuşlar. Sade ve sıradan bir vatandaş olarak sesimi duyurduğum mecraya buyurmuşlar, bir de her nedense paralı master'a takılmışlar. Siz her nerede öğretim gördüyseniz eğitimden pek nasibinizi alamamışsınız arkadaşım. Sevgiler.

Levent Bey eleştiriniz için teşekkür ederim neden sizi en kötü blog ilan edeyim. Zahmet buyurmuşsunuz, yazmışsınız. Üstelik onaylama sistemini çok da doğru bulmuyorum. Dahası bu benim ilk blog çabam. Ne kadar bloglar hakkında her ne kadar okusam etsem de, teknik kısmını bilfiil şu anda öğreniyorum. Çekincem olmadığı için öncelikle bir "approve" ekleyeyim şuraya diye aklıma gelmiş değil.

Rasyonalizasyon eğitimi dediğiniz şeyden hoşlanmıyorum ve şaşmaktan da gocunmuyorum. Birisi bana yaklaşımım konusunda akademinin üzerinden nasıl böyle ahkam kesebiliyor onu da anlamış değilim. Sosyal bilimlerde yola çıktığınızdan bambaşka yerlere gidersiniz araştırırken ve ben okudukça okuduklarıma şaşıyorum ve bu benim merakınmı gıdıkladığı için daha da çok okuyorum. O gördüğünüz yazı öyle duracak. Sıradan yaşadıkça şaşma duygusunu kaybetmemiş ve umarım da kaybetmeyecek bir beşerim. Kapıldığım sevdalar da beni ilgilendirir.

İletişim adresinizi de ekleyeceğim Levent Bey. Tekrar teşekkür ederim.

Adsız dedi ki...

Kibir kokusu alıyorum ne yazık ki. Fason idealizm bu olsa gerek. Rasyonellikten bahsedenler, bilim adamı kimliğine büründüklerini düşünürken, sürreel benliklerini çıkardıkları için makine gibi idealleri peşinden depar atıyorlar. Oysa ki bilim çelişkidir, arayıştır, sorgulayıştır, ŞAŞIŞTIR.. Çeşitlilik olmak zorunda sayın abim. Çeşitlilik olmadığı sürece sadist ruhlu tüm öğretim görevlileri, araştırma görevlileri "ideal kişiler yetiştireceğiz", "ideal işler başaracağız" diye tek tip organizmalara yol verecekler.. Bilimi/Eğitimini -ki siz buna akademisyenlik diyorsunuz uzmanlık vs. diyorsunuz- bu kadar şaşmaz kılmaya çalıştıracak aristokrasi nereden? ki Aristo bile bu kadar kompleksli değildi. Ha bu bana öyle geliyor ki "ben sana adem olamazsın demedim adam olamazsın dedim" diyen psikopat ailelerin yetiştirdiği kişilerden çıkıyor. “Richard Branson'un telefon numarasını alınca adem oldum zannediyor adam olduğunun sorgulandığı yerde..” Şaşmak lazım bazen doğru yolu görebilmek için ya da doğru bilenlerin yanıldıklarını görmeleri için. Son söz "Bu gün üniversitelerin halinin rezil olmasının sebebi" tek tip, duygusuz, robotlar, yetiştirildiği içindir. Çakma idealist aileler, eğitmenler tarafından eğitildikleri içindir. Bu kadar idealizmden sakat çocuk doğar.. Yanlış anlaşılmasın kimseye kötü bir şey söylemek istemedim. Aklıma Sevgi Gönül'ün bir sözü geldi onunla bitsin bari bu laf kalabalığım;
-"bizdeki entelektüeller ya solcudurlar sadece batı'ya bakarlar, veyahut sağcıdırlar sadece doğu'ya bakarak batı'dan bihaberdirler"

Adsız dedi ki...

Şaşmak-Şaşırmak "HAYRET ETMEK" anlamında elbetteki en güzel insani duyguların belkide başındadır arkadaşım! Zeka belirtisidir. -Bir köpek çimlerin arasında koklaşarak dolaşırken bir vida yada somun parçası gördüğünde şaşırmaz. "Bu ne arıyo burda demez!" Ancak et kokusu varsa üzerinde dikkatini çeker. Bir yemek olabilirmi der!.Bir bebek ise o civatayı farkeder ve bazen şaşırır!

Ancak benim 2. yorumumda yazdığım gibi beşer şaşar bir deyiştir. TDK şöyle buyurmuş bu deyişi: "insan her zaman yanılabilir" anlamında kullanılan bir söz. Ben bir şaşar beşerim derseniz aynı şekilde şu anlamı ihtiva eder: "Ben hep yanılan bir insanım" Bu "yolunu kaybetmiş" anlamı doğrurur.

Haa sadece şaşırmaksa mevzu ozaman sürekli herşeye şaşırmayınız sakın! Zira her şeye şaşıra şaşıra asıl şaşırmanız gereken şeyleri farkedemez olursunuz!

Yani şaşmak hem şaşırmak hemde yanılmak anlamında kullanılır türkçede arkadaşım.

Bu hanım bir masteröğrencisi. Ve bu sitede mster tezi hazırladığını duyurmuş. Bende onu uyarmak istedim. Bu konuda talihsizlik şu ki özel mesajım genel mesaj olarak düştü. Şimdi bakıyorum emailini eklemiş artık mail atarım onun özelineyse lafım.

Didem hanım demişki bana cevabında;

"Rasyonalizasyon eğitimi dediğiniz şeyden hoşlanmıyorum ve şaşmaktan da gocunmuyorum."

Bu çok talihsiz bir söz olmuş! Didem hanım inanın bu sözü duygusal olarak ettiğinizi biliyorum. Gerçek bu olamaz! Sosyal bilim yada ne olursa olsun siz salt duygusal yorumunuzla şarkı söylemiyorsunuz tez hazırlıyorsunuz.Master yapıyorsunuz. Elmaları armutları ayırmak gerek! Bunu daha sakin bir zamanda tartışırız. Şu an zamanı değil!

Son olarak bu kurduğunuz site ve çabanız gerçekte bir deneyin parçası bile olabilir! İlk girişte şunlar yazıyor:

1)Site ismi:"BLoglar Üstü"(!) Bloglar üstüne deseydiniz antipatik olmazdı "bloglar üstü " diyerek bir oterite anlamı ortaya çıkmakta. (eminim maksadınız bu değildi)

2)Hemen altında "Bir Araştırma Gayreti" Yazıyor. Yani bu bir araştırma sitesi anlamı koyuyor ortaya.

3)Hakkımda: "LİTOST" insan neli tost yada ne tostu bu böyle? diyor.

4)Onun altında şu slogan; "Bloglar hakkında master tezi yazma sevdasına kapılmış bir şaşar beşer": Bunu açıkaldım. (Ayrıca mail adresinizi yeni eklemişsiniz dün "litost" la muhatapken şimdi bir şahsiyetsiniz!

Böyleyece şöyle bir sentez anlam çıkarabiliyor insan: "Litost bloglar üstü bir oterite olarak bir araştırma gayreti içinde olan bir şaşar beşerdir"(Bu subjektif bir anlam çıkarma olsada ters tepebiliyor)

Böylece dedimki bu bir düzmece deney bile olabilir bu site! Zira bu sözler bir araştırma sitesine bir master öğrencisine yorulduğunda çelişkili sözler. Dedim belkide sosyal-psikoloji üzerine bir tezin parçası bu site ve sanal kişi "litost" da. (Lİ-TOST) olarak okunduğunda gerçekten ironik oluyor:)

Tabiiki bu ihtimali varsaymıyorum. Size ve iyi niyetinize inanıyorum artık "didempyasar@gmail.com" olarak adresinizi yazmışsınız. Bende didem hanım şahsiyetine bunları yazıyorum.

Son olarak ben bu işe nane olmayı istemezdim beni Barış Atasoy yönlendirdi buraya. Ben Blogcu değilim blog yazmıyorum.
"Kişisel interaktif e-yayıncılıktır" benim yapmaya çalıştığım. O yüzden aslında ilk başta söylediğim: benim blogum lafını artık kaldırdım benim blogum falan yok.

Bu bağlamda Blog ve blogculuk konseptini tanımlamanız ve tezinize öyle başlamanız çok önemlidir. (Gerçekten önemli bir konuya parmak basıyorum bunu Barış Atasoy Beylede konuşun zira onun siteside aslında tam bir blog değil!)

email: lsoyarslan@yahoo.com
site: leventsoyarslan.com

Arada yazan saldırgan ve terbiyesiz yorumları tekrar kınıyorum.

İyi çalışmalar dilerim.

Adsız dedi ki...

Zaman bulup kafa patlatmış, inanılmaz gereksiz polimiklere girmişsiniz. Destan gibi açıklamalar ve karşılıklı atışmalar. Ben elektronik posta adresime düşen yazınız sayesinde blogunuza girdim. Beni "gel gel" diye adeta çağarmışsınız! İyi de yapmışsınız fakat görüyorum ki; blog ve yorumlar amacından son derece sapmış. Eleştirisel yaklaşmamaya çalışıyorum ama elde de değil(!) Size bir tavsiye -nacizane fikrim olarak- yakından tanıdığım bu iki arkadaşım (Barış ve Levent) tahmininizden çok daha dolu ve akılcı insanlardır. Kendileriyle gireceğiniz söz düellosundan ise rakip çıkmanız %5 ihtimal. Yapmayın! Siz yolunuza bildiğiniz gibi devam edin ama herkese laf yetiştirmemeye çalışın. Dediğim gibi nacizene fikrimdir. Kayla alın, yada almayın. Hoşcakalın ;)

didop dedi ki...

Bir blogun ne olduğunu enine boyuna tartışabiliriz ve yaptığınız bir blog şablonu kullanmak olmasa bile web-logtur. Kişisel interaktif e -yayıncılık dediğiniz şey tam olarak budur. Blogun özü, mantığı, şablonu budur. Blog e-günce falan demek değildir Levent Bey. Benim kanımca Barış Bey'in yaptığı da web-loglamadır. Onu siz başka emeller için kullanırsınız, başkası bambaşka işer için. Ama teknik olarak Web 2.0 anlayışı içinde yaptığınız dinamik ve interaktif e-yayıncılık da tanım olarak blogun açıklamasıdır.

Diğer seviyesiz yorumları kınadığınız için teşekkür ederim. Sizin eleştirilerinize gelince, hep yanılan bir beşer olmam sizi neden bu denli ünleyecek (saydım nerdeyse 10 tane ünlem var) bir üsluba sokuyor anlamış değilim. Bana rasyonalizasyon ve duygulanım dersi vermenize hala anlam veremiyorum. Bu septik yaklaşımınız, litost takma adındansa, kalkıp ufak bir gugıl!lamayla anlamını çıkarabilirdiniz, vaktiyle aldığım blogger hesabım nasılsa öyle çıkmış. ha size göre çelişkili olan ifadelerdense öncelikle sorabilirdiniz. buradan haberdar olan herkeste mail adresim var. başkalarının kısa sürede gelebileceğini kestiremedim açıkçası. şahsiyetinizi ortaya koyun diye çıkış yapmama gerek kalmasa onu bile koymayabilirdim. çünkü bir nick ve böyle bir adres bile burdayım demem. oysa ki yorum yapanlar yoklar burada. mesnetli olsun dedim kendiminkini de koydum.

şu septik yaklaşımınız, yok efendim deneysel olabilir, mercek altında otorite misali şu bana bunu çağrıştırıyorculuğunuz fazlasıyla cüretkar. bence asıl siz internet yazarını ve okurunu küçümsüyorsunuz. Bir araştırma sitesi nasıl olmalı teziniz sadece sizi ilgilendirir, dilediğim gibi yaparım, hep yanıldığımı da söylerim, beşer şaşarsa ben de şaşar beşerim. hep mi değil mi ben bilirim, ben bilirim:)

barış bey'le nasıl irtibata geçtiğimi de öğrenseymişsiniz, daha az efor sarfedermişsiniz. "Bloglarüstüne" değil "bloglarüstü" olarak koydum blogun adını çünküsünü şu ifadeye takılmayıp blogu okusaydınız anlardınız. Buna bir açıklama getirmiştim.

Bence benim özelime değil bu laf. Aslına bakarsanız çoğu şeyi mailden değil blog üzerinden konuşmayı yeğlerim. Burası bu yüzden var. Sizin gibi düşünenler varsa onlar da katılır konuşmaya, kelam yordam bilmeyen varsa o da dengini belli eder, ben de eklerim diyeceğimi beriki de. Talihsizlik yok ortada. İçiniz ferah olsun.

Şaşırma yetimi korumaya çalışıyorum. Aslında herşey dönüp dolaşıp bilmem bilir misiniz şarkı demişken, "no surprises"'a çıkıyor. Bence siz benim hep şaşıran hep hep şaşan biri olduğum gibi bir kanaata varmışsınız. Bu kadar şaşmayı savunacağım aklıma gelmezdi,bir kelime oyunu ve mütevazılık gibi görünmüştü. Mütevazı olma öyle sanırlar'a geldi olay. (latife beyefendi latife)

Kullanılan ifadelere bu denli takılmayıp diğer sayfalara geçmenizi tavsiye ederim. Yaptığınız hermeneutik açıklamalar sadece sizin önyargılarınızdan yola çıkıyor. Eleştirmekten anlamaya geçin lütfen. Öncelikle akılcığın karşıtı duygusal olmak değildir. Ben yola çıkmayı severim, yanılırım ve aklımın ve tecrübemin verdiğiyle eldekileri YORUMlarım. Sonra da yoluma devam ederim. Bu yaptığım rasyonalizasyon ve akla bürüme değildir, rasyonalizasyon sadece bir parçasıdır. Sizin takıntılı olduğunuz ve dayanak tuttuğunuz rasyonalizasyon bizim lugatımızda çok ayrı. İdeal de. Ayrı ki, yorumlarımız ters düşüyor. Üslubunuz ve anlama yolunda izlediğiniz yol benim için kabul edilebilir bir alternatif değil. Söyleyebilirim ki, bu entelektüalizasyon olanı görmeyi engelliyor bazen..Bilimi bilhassa sosyal öneklileri olduğu nüveden koparıyor. Birilerinin tekeline sokuyor ve tartışma ve anlamadan uzaklaştırıyor. Bazen şaşırmanız gereken şeye şaşırmamanız ya da şaşıp da vazgeçmeniz gereken şeyden vazgeçmemeniz gerekiyor. Yanılmış olabilirim daima cepte olmalı, bu evrelerden sonra. Ezbere dayalı hiç bir empirik ya da rasyonel şeyi onaylamıyorum! Onaylayanlara da benim yoluma ışık tutabilecekleri ölçüde saygı duyuyorum ve onlardan faydalanıyorum. Benim görüşüm şu an için budur. Demem o ki, sizin rasyonalizasyonunuzdan hoşlanmıyorum, o sizin aklınızsa ve olay bu kertede öznelleştiyse ama ona kulak vermeyi denerim seve seve.

Onca paragraftan sonra söyleyebileceklerim şunlar, beni tanımadan sadece buradaki şeyleri veri alarak yaptığınız çıkarsamalar bence yakışıksız. Bana neden diye sormalıydınız. Kimsiniz demeliydiniz. Saklamadığımı görürdünüz. Tam tersine ben sizin kendinize bir eh(i)liyet biçtiğinizi ve otorite kaygınız olduğunu görüyorum. Yoksa öncelikle anlamaya çalışırdınız. Bir uzman için çok aceleci olan şu tavrı gütmezdiniz. Aramızda duygusal birisi var ise bence o sizsiniz. Beni sorarsanız kendime deneysel ve yorumsamayı tercih eden biri demeyi yeğlerim. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşar'ım, boş zamanlarımda şarkı söylemeye de bayılırım:)

Bu arada sosyal-psikoloji ile bir ilginiz var mı? Benim aldığım bir ders haricinde yok. Sizin ilginiz ve bilginiz varsa merak ettim.

Adsız dedi ki...

Approve(onay) koymuşsunuz. Şaşırdım(!) Çünkü; daha önce şöyle buyurmuşsunuz "Onaylama sistemini çok da doğru bulmuyorum, çekincem olmadığı için öncelikle bir "approve" ekleyeyim şuraya diye aklıma gelmiş değil." neyse ilk mesajda sadece "adonis" yazmışım. Yine şu son postunuza istinaden "Lütfen yorumlara kişisel bilgilerinizi yazınız. Böylelikle bir şahsiyetle muhattap olduğumu bilebileyim." kendimi deşifre etmekte mahsur bulmuyorum.

adonis.pozitifpc.com
Serhan ÜSTÜNOL (blogumda da isterseniz iletişim bilgilerime ulaşabilirsiniz)

didop dedi ki...

Merhaba Serhan Bey,
yoruma açığım. Sadece deneysel çalışmalarıma dayanarak birilerini çirkefleşebileceğine vardım. Görüntü kirliliği olmasın diye çıtayı aşabileceklere bir filtre iyi olur dedim. Yaşasın ben de akla bürüyebiliyorum!:)

Sevgiler saygılar.

Adsız dedi ki...

"""Size bir tavsiye -nacizane fikrim olarak- yakından tanıdığım bu iki arkadaşım (Barış ve Levent) tahmininizden çok daha dolu ve akılcı insanlardır. Kendileriyle gireceğiniz söz düellosundan ise rakip çıkmanız %5 ihtimal. Yapmayın! Siz yolunuza bildiğiniz gibi devam edin ama herkese laf yetiştirmemeye çalışın. Dediğim gibi nacizene fikrimdir. Kayla alın, yada almayın. Hoşcakalın ;)"""
kralcısı bu kadar boşsa; kral, dolup dolup taşsa ne çıkar?
İnsan işte "Mükemmel" de olsa şaşıyor bazen.. pozitifpc camiası bana biraz fungusi göründü. :()

Adsız dedi ki...

Evet litost u googleladım . Buyurduğunuz üzere ve şu açıklamaya rastladım linki alttadır:

"milan kundera'nin gulusun ve unutusun kitabi adli butunlugunu korumus cesitlemelerinde orneklerle aciklanan bir ruh hali. Hic bir dilde karsiliginin olmadigini soyler yazar. "

"İnsanin yapamadigi seylerden dolayi hissettigi kendi kendine acima ve bu yeteneksizliginden dolayi kendine iskence etmesinin bir cesididir. uzuntu ve kendini soyutlama da vardir aslinda bunun icinde."

Evet durum anlaşıldığı lütfen kendinize ettiğiniz bu işkenceyi bizede artık etmeyiniz sevgili LİTOST...

didop dedi ki...

Arkadaşlar, tartışma gerekenden de fazla kişisel söz düellosuna evriliyor. Herkesten rica ediyorum, lütfen biraz daha serinkanlı olalım. Yapmaya çalıştığım şeyden oldukça saptı hadise. Lütfen hepimiz bir nokta koyalım. Sonunda işkenceciye çıktı adım:)

Bundan böyle bu başlıktaki uzayıp sonsuza giden bu tarzda yorumları yayınlamıyorum, bir arpa boyu yol katettirmiyor. Sürç-i lisan ettiysem affola.

Adsız dedi ki...

@onur:

kralcısı bu kadar boşsa; kral, dolup dolup taşsa ne çıkar?
İnsan işte "Mükemmel" de olsa şaşıyor bazen.. pozitifpc camiası bana biraz fungusi göründü. :()

Şimdi misal cemil pay adıyla buraya "onur pay kardeşimdir ama hafif salaktır, yazdıklarını ciddiye almayın" desem, benim hakkınızda atıp tutma hakkım oluyor mu yani?

adonis -Serhan- arkadaşımdır; ama yazdığı cümleyi ben de tasvip etmiyorum. Çünkü benim adıma benden başka hiçkimse -iyi ya da kötü- konuşamaz. Siz de bunu benim ağzımdan çıkmış gibi varsayarak, benim adıma yorum yapamazsınız.

"pozitifpc camiası" diye kastettiğiniz şeyin içinde bende varım. O yüzden, "fungusi" kelimesiyle ne demek istediğinizi açıklamanızı bekliyorum; buna göre cevap vereceğim.

Adsız dedi ki...

Cemil'in benim hakkımda yazdıklarına sizden gelecek yorum, benden gelecek tepki neticesinde anlam kazanacaktır. Yorum her konuda her şekilde yapılabilir. Saçma olur, doğru olur, yanlış olur, kırıcı olur ne olursa olur ama gelen tepki sonucu anlam kazanır. Yani, istediğim konu hakkında -benim tabirimle- yorum -sizin tabirinizle- atıp tutmak benim en doğal hakkımdır. Cevap vermek te sizin en doğal hakkınızdır vermek istememeniz de.

Şu an verdiğiniz tepki ve birazdan sıralayacağım nedenler neticesinde söyleyebileceğim şudur, sizinle aynı çatı altında iş yaptığını, sizin camianızdan yani sizin topluluğunuzun bir üyesi, bir söz sahibi kişi olduğunu ve bana hoş görünmeyen kötü izlenim uyandıran bir yorum yaptığını düşünmem üzerine sizin tepki gösterdiğiniz yorumu yaptım. Kişinin düşüncelerini anlatırken o topluluğun diğer 2 kişisinden bahsettiğinde, bir tarafı bir fikri temsil ettiğini düşünerek -çünkü bahsettiği iki kişi de o topluluğun söz sahibi kişilerinden- yaptığı yorum sonucu, o camianın da o yorumu yapan kişinin fungusi olduğunu düşündüğüm gibi olduğunu (yani kabalaşmadan ya da kırmak istemeden "mantar gibi" sabah bitiveren yani hemen yetişiveren akşamına yok olan bir mantar gibi olduğunu) düşündüm ve yorumuma ekledim.

Ancak gerek sizinle olan diyaloğumuz, gerek verdiğiniz tepki, gerek diğer camia üyelerinin yazdıklarını yerlerinde okuyup az da olsa tanıdığımı düşündükten sonra böyle bir yakıştırma yapmamam gerektiğini yaptığım yakıştırmanın hatalı olduğunu farkettim. Yani fungusi olmadığınıza kanaat getirdim. O yüzden o sözümle ilgili olarak ve sadece o kişi öyle bir yorum yaptığı için tüm camianızı kötü ve kalitesiz bularak yanıldığım için özür dilerim. Keza Kral ve Kralcı yakıştırması için de aynı şekilde özürlerimi kabul edin. Ön yargılı davrandığımı ve yanıldığımı bilmenizi isterim.