3 Aralık tarihli yazısında "Devrim de sansür de sessizce geliyor" diyen Radikal Sanal Alem köşesi yazarı Serdar Kuzuloğlu da acaba bu toplantıda yerini alacak mı?
Kanunla ilgili güzel bi yazıya Yakuter'de rastladım ona da buyurun.
Bir Araştırma Gayreti
Gönderen
didop
zaman:
11:32
0
yorum
Etiketler: 14 aralık, 5651 sayılı, cmk 135, internet suçları, istanbul barosu, sansür
Sürpriz bir elektrik kesintisiyle bomboş bir post'a dönüşen zavallı iki paragrafımı baştan yazmak için feci bir isteksizlik var içimde.
Ben iki adet link koysam ve yapılması gereken şeyler için bir yer işaret etsem ve kaçsam hemen: evet evet, editlemek üzere bunu yapmaya karar verdim. Gayet anlaşılır ne de olsa. Web seminerlerinin tetikleyici bir tartışma platformu olması gerektiğini düşünüyordum ki zaten ilk konuşmanın yürürlüğe giren kanunla ilgili olduğunu gördüm.
İlki, çok güzel bir değerlendirme yazısı, Cihan Salim'den internet yayınları ve suçlarıyla ilgili kanun üzerine.
İkincisi de ilki bu cumartesi (8 Aralık) 12.00'de İTÜ Maçka kampüsünde başlayacak olan Web Seminerleri.
Avukat Gökhan Ahi, 5651 sayılı yasanın internete getirdiklerini açıklayacak. Web Seminerleri sayesinde telif hakları ve bu yasal düzenlemeyle ilgili bir hareketi başlatmak belki mümkün olur. İlgililere duyurulur.

Gönderen
didop
zaman:
21:59
0
yorum
Etiketler: 5651, kanun, web seminerleri
23 kasım'da bir basın bülteniyle duyurmuşlar bloglarından. Bu sabah farkedebildim. RSS engelli biriydim ondandır herhalde. Güvenilirlik ve itibar tazelemek için güzel girişim. Bakalım nasıl yeni servisler eklenecek, iyileştirme bile yeter aslında. Alexa, Google derken iş ortaklıkları artacak mı acaba?
"..Sahip olduğu 30’a yakın farklı istatistiki veriyi Blograzzi Puan adı verilen değerde birleştiren Blograzzi, kullanıcılarına sunduğu sosyalleşme araçları ile de blog okur ve yazarları arasındaki iletişimi kuvvetlendirmektedir..." 30'a yakın farklı istatistiki veriyi merak ettim şahsen. Tam olarak neyden bahsettikleri benim mi gözümden kaçmış nedir? Blograzzi'yi sıkıştırmak lazım sanırım.
"...Şu anda 111.6 milyon blogu gerçek zamanlı olarak takip eden Technorati..." En son güncellediğimde 80'di, 6 ayda bir iki katına çıktığını söylüyordu David Sifry, geçen nisan ayında sanırım. Artık tarihi yazıp öylece bırakmaya karar verdim valla.)
Hüseyin Kılıç, Pozitif Pc sayesinde bana ulaşmış, o da Hacettepe'de Pazarlama üzerine yüksek lisansını yapıyor ve bloglarda pazarlama üzerine bir tez yazmayı tasarlıyor. İrtibata geçmemize çok sevindim, ayrıca çok çalışkan bir blog yazarı olduğunu farkettim.
Kendi blogrolluma hunharca -:)- eklediğim "tez yazarım çabuk yazarım"'ın dışında aslında bir kaç tane güzel bloga imza atmış:
Yaratıcı Reklam fikirleri
Türkiye'nin Şirket Blogları
Pazarlamacı girebilir!
Bugün az da olsa bu blogları kurcaladığımı not düşeyim. Kitap ve makale paslaşması yüreklendiriyor adamı. GS Üniversitesi iletişim bölümünden tanıdığımın bir tanıdığının da bloglar üzerine master tezi yazma girişiminden haberdar olup ulaşmaya çalışmıştım, bir yaşam belirtisi dahi çıkmamıştı. Hüseyin'in bana ulaşmasına çok memnun oldum bu yüzden.
Erhan Yakuter de bana güzel bir tez çizelgesi yazmış bir beyin fırtınasıyla. Düşündüğüme yakın birşey çıkmış ortaya. Neticesinde, iletişim tarihindeki tek yönlü iletişimden nasıl çift yönlüye geldiğimize uzanacak bir tarama yapmaya çalışıyorum. İnternet üzerinde e-mailler, forumlar, portallar derken bloglara ve web 2.0 ye ulaşıyorum. Semantik web ile ilgili okuduklarım beni biraz biçti. Sonra baksam daha sağlıklı, bulandım resmen. Bugün şu tarih kısmına devam edeceğim. Bir de herşey bitince, işi gelip Habermas'a dayandıranlarla bir ilgilenebilirsem kendi açımdan mest olacağım. Evet.
Günün şarkısı: Ella Fitzgerald'dan Anything Goes.
Barış Atasoy bir trilogy yapmış. Yorumlara da dikkat ediniz. Henüz ekleyemediğim trackback özelliğini manuel olarak yapıp onu da buraya koymuş oluyorum. Kendi görüşlerime de yer vereceğim. Güzel cümlelere ve eksik rasyonalizasyon sürecine devam. Şarkı söylemeye de.. Bugünün şarkısı: Schism.
Bugüne düşeceğim ilk not, ankete 63'te (63 değil yahu 53, kafa mı kaldı?!) 24 cevap gelmiş olması. Umarım artar. Akabinde de literatüre geri dönüş.
İkincisi ise, Hasan Karaboğa sağolsun şüphelere bir nokta koymak için üniversiteden öğrencilere verilebilen bir domain tavsiyesinde bulunmuş. Şimdilik buna lüzum görmüyor ve bu problemi zamanla aşabileceğime inanıyorum. Yine de gerekirse bu öneriyle ilgili çalışacağım.
Blog nedir? En başa dönüp bunun üzerine çeşitlemelere değinmek farz oluyor. İngilizce bilenler için güzel bir makale burda. Blog'a iade-i itibar gerekiyorsa kanımca ona başka adlar bularak değil, onun tarihi, çeşitleri ve kullanım sahaları üzerine bilgilenmekte sonrasında da bilgilendirmekte yarar var. Blogging evrimi nedir ne değildir, bununla ilgili şeylerin dökümünü yapmaya çalışıyorum. Onlarla ilgili girdilerim de olacak. Türkiye'de içinde bulunduğumuz evre, tamamen bize has ama benzer ve ayrılan yönleri neler, benim araştırma sorularımdan birisi. İmajla ilgili ciddi bir problem var, bu dünyanın her yerinde var, sadece blogla ilgili değil internet ile ilgili de öyle. Hem regulasyon gerektiren hem de toplu bilinçlendirme çabası gereken alanlar. İhtiyaçlar ve doğru/yanlış politikalar doğrultusunda bunun seyri belirlenecek diye düşünüyorum ve henüz öngörümün çok ötesinde.
Uçuşan düşüncelerim bunlar sevgili blog ve okurları. Sonra yine uğrarım.
Düzeltme ve özür:
Hasan Bey, şüphe etmediğini sadece üniversite alan adı altında öğrencilere ya da araştırma görevlilerine açılan alan adresi olduğunu ve bu adresi paylaşmamın baştan kuşkuları yok etme yolunda iyi olacağını söylemişti. Araştırmayla ilgili diğer konularda da fikrini paylaştığı için tekrar teşekkür ederim. Levent Bey de daha kolay olacaksa üniversiteden bana verilen mail adresini duyurmamı istemiş. Bu arada Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat fakültesi mezunuyum. Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım ise yüksek lisansım. Öğrenci olarak , böyle bir mail adresi almadım fakat araştırıp gerekeni yapacağım. Profile de bilgilerimi gireceğim. Sağolun önerileriniz için.
4.12.2007
Yorumlara açığım, sadece bir ricam olacak:
Lütfen yorumlara kişisel bilgilerinizi yazınız. Böylelikle bir şahsiyetle muhattap olduğumu bilebileyim. Teşekkürler.
Bloglardaki başarının kriteri pek çok şeyde olduğu gibi dönüp dolaşıp ticari başarıya dayanıyor. Yarattığınız zengin içerik ya da bulduğunuz ses getirecek pırıltılı bir fikriniz varsa ve en önemlisi bu işten anlayıp allayıp pullayabiliyorsanız insanları çekebiliyorsunuz. İnsanları çekmek demek de para demek oluyor.
Bu kadar basit mi? Evet internete erişim telefona erişim kadar kolaysa yani internet-advanced diye nitelendirilebilecek bir ülkede yaşıyorsanız böyle. Kanaat önderinden ya da reel hayatta projesini pazarlamaya çalışan kanlı canlı birinden hiç bir farkınız daha doğrusu herhangi bir eksiğiniz yok. Fakat Trükiye'de maalesef (yanlışlıkla böyle yazdım ama trük lafı cuk oturdu sanırım) işler böyle yürümüyor.
Blog yazarlığı kadar blog okurluğunun daha doğrusu blog okunduğunun ve blogun ne olduğunun bilincinin yerleşmesi zaman alıyor. Amerika'da bile Pew İnternet şirketinin 2005'te yaptığı araştırma bile insanların blogun ne olduğundan bihaber olduklarını, açıkladığında ha evet ben takip ediyorum birilerini dediklerini gösteriyor. İnternete ucuz ve hızlı erişim sağlansa bile bir müddet bu bocalamayla geçecek gibi.
Geçen 2 senelik zaman aralığında, Times, Forbes, Newsweek gibi pek çok yayın blogların bilinirliğini ve geleceğini tartışmaya açmış vaziyette. O yüzden Amerika'da bloglar artık hayatın içinde ve ekmeğini bundan çıkaran isan sayısı azımsanamayacak kadar çok. Blogdan para kazananlar, blogdan nasıl para kazanılabileceğinin blogunda danışmanlığını yapanlar, seçim dönemlerinde kampanyalarını bloglardan yönetenler, hayatını ve projelerini blog üzerinde planlayanlar..Kullanım sahası oldukça genişlemiş durumda. Bizde ise bebek adımları var. Blogları okuyanlar, zaten yazanlar genelde. Ya da interneti hayatının göbeğine oturtmuş olanlar ya da anglo saksonca early adapters ya da visionaries denilen kimseler. Çoğunluğa nüfuz ya da diffüze olabilmesi için zaman ve o zamanı iyi değerlendirmek önkoşulu var.
Türk blogküresi de hızla genişliyor ama bizde uzmanlaşabilmek ve bu işe vakit ayırmak demek
nakdinizden kesiyor çünkü alternatif maliyeti yüksek, size getirmeden götürebiliyor. Gazetecilerden, şirketlerden önde olmalısınız ve çok okunabilme olanağınız olmalı ama biz daha yolun başındayız okuma-yazma kısmını bile yeni söküyoruz. Kişisel curnalciliğe ödenek ayıracak , buna eğilebilecek bir blog gelirinden söz etmek imkansız. (Curnalci de pek kötü tınlıyor ama aslında bu iş bundan öte birşey değil) Kendi çalıp kendi oynama gibi bir hal var. Durumu sayılarla anlatmak için çok geniş kapsamlı, sponsorlu bir araştırma yapılması lazım.
Sıradan adamın sesi daha çok duyuldukça işin rengi değişecek. Para işin içine girdiğinde kalite bir yandan artacak ama satılık sesler de yükselmeye başlayacak. Blog dili ve edebiyatı denilen etik değerler ve bu kodları okuyacabilecek adamlar umarım daha baskın olur da bunlar oldukça topluca tufaya gelmeyiz.