02 Nisan 2008 Çarşamba

Zamanın içinde erimek, işle güçle yoğrulmak

2 ay oldu ve askıya alınan tez çalışması hala asılı vaziyette. Hayatımı düzene koymakla meşgulüm, her şey olmasa da genel için hoj bej diyebilirim. Araştırmanın ve sonucun gecikmesi için herkesten özür diliyorum. Zamana karşı verilen bir mücadeleyle yazıyordum, biraz geç tarihle düşülen ve güncellenemeyen notlardan oluşacak tez..Yine de faydalı olacağına inanıyorum. Ne kadar gecikirse o kadar bayatlayabilir diye düşünüyorum demini almaktan öte. En kısa sürede hız verme sözünü burdan kendime de veriyorum.

Yaşadığımın ve er veya geç tezi bitireceğimin bilgisini geçmek istedim. Ömrümü yedi resmen ama iyi de oldu. İşime katkısı büyük.

Kısa süre sonra daha dolu bir blog girdisiyle görüşmek üzere diyeyim. Herkese sevgiler...

03 Şubat 2008 Pazar

Birdenbire

Bugün çok eski bir gündü. O yüzden blogu kişiselliğe feda edip bugünlük kıyıp bambaşka şeyler yazdığım günlerden birisi olacak.

Emin değilim, galiba 2002'ydi, tünelde bir stüdyoda büyük bir heyecanla şarkılar dinletiliyorduk. Herkesten önce şarkıları dinlemenin ve hayranı olduğumuz, müziğini ve kendisini çok sevdiğimiz birisinin yeni kayıtlarını dinlettiklerinden birisi olmak, bu eğlenceli ve içten insanın heyecanına ortak olmak unutulmaz günlerden biriydi benim için. Sonra demolardan derlenen bir trailer grubun resmi sitesine kondu. Şarkıların tam, öyle olsa da hala ham hallerini dinleyebilenlerdendim ve mutluydum.

O günün daha özel yanı ise, sonlarına yaklaştığımı hissettiğim ilk "aşk buymuş erenler dediğim" aşkımın yanımda olduğu, o anı gülerek paylaştığımız ama genelde katran katran hatırladığım zamanlar bunlar. O şarkılar da o zamana beni mıhlayan şarkılar.

Sesini ve müziğini sevdiğimiz bu adamın grubuna da hastaydık o vakitler ki hala çok severim, geçmiş zamanlarda daha azılı sevenlerdendim diyeyim. İlk kliplerinde -'99 olsa gerek- o kalabalık seyirci grubu arasındaydım, kardeşiyle arkadaş olmuştuk üniversitede, hala da gördüğümde en çok güldüğüm kadınlardan birisidir, unutulmaz bir çoşkuydu..müzik çekimler bizim herşeye gülen hallerimiz.

Canlı çaldıklarında kaçırmamaya çalışırdık yani, benim için üniversitenin ilk hayta yılları biraz da "onlar" demek. Kulağımdan hiç eksilmediler. Uzunca bir süre de kayıtlarını dinlediğimiz son albümlerini bekledik, daha çok cover parçalarının olduğu bir albüm 2004'te geldi, yeniler için hevesimiz kursağımızda kaldı. Yıllar sonra, o delişmenlik, ilk aşkın ıstırabı, yeniden unutmayı ve gülmeyi öğrenme (Kundera'ya selamlar) derken o yeni şarkılarla dolu albüme 2005'te kavuştum. Albüm ilk albümden çok daha farklıydı beklenildiği gibi. Başucu albümlerimden birisidir. Oysa ki, kemik kitlesi olan grubun bu albümü çok az sattı, konserler hıncahınç olsa da. Bir kere daha canlı dinleyebildim onları ve grubun takipçilerini üzerek ayrıldığı haberi yayıldı. O albüm de hikayesiyle birlikte emsalsiz bir yere kavuştu böylelikle.

Albümü dinlerken eksik olan temiz kayıtları için bittiğim birkaç şarkının olmadığını gördüm. Grubun dağılması bir daha onları duyma ihtimalinin zayıflaması demekti. O ara canımı sıktı bu, sonra unuttum gitti. Bir şekilde, onlara ulaşabilirdim ama genelde unutmakta üzerime yoktur. Bu yaz o şarkıları İngiltere'de Cambridge'de kendimi dinlerken buldum. Orada tanıştığım türk arkadaşlarımdan Faruk, internetten -ekstra- isimli toplama bir albümlerini bulmuş ve içinde o bittiğim şarkılar da vardı. Benim fok misali sevinmem onu bir hayli şaşırtmıştı, ne benim kadar seveniydi, ne de kolay bulunabilen birşey olmadığından haberdardı. Kalbim mutluluktan ve o retro hissinden şişerek müziği dinliyordum ve sözlerini ezbere söylerken farkettim kendimi. Defalarca bir daha çalsana şunu diye direttiğim şarkıyı ezbere alıp mırıldanıyordum eskiden de şimdi o ham kayıt artık bendeydi ve nerde bulmuştu beni, vay beydi.

O şarkılardan birisi Usulca. Ve elimizin altındaki güzide membamız Youtube sayesinde de onu dinleyebiliyoruz, benim onu bulduğum zamanlara tekabül ediyor, birisi sağolsun eklemiş. Sadece grupla ilgili bir klip yapsaymış daha anlamlı bir iş çıkarırmış arkadaş. Hiç seyretmeden sadece dinleyin derim, niyetiniz varsa. Bugün, geldim geleli unuttuğum bu albüme denk geldim eve geldiğimde, Usulca'yı dinlemeye koyuldum.

Yaslanip kendime...
Vazgecip, kimseye sormadan
İncitmeden, aldatmadan,
Döndüm başladığım yere...

Kimseyi yormadan
Ben de yorulmadan,
Boş yere incitmeden, anlatmadan hiçbir şeyi

Usulca terkettiğin o düşlerde
Ben yalnızdım, çaresizdim günlerce
Sessizce ayrıldın bu düşlerden bir gün
Vazgeçtim, kurtuldun dillerinden işte

Kimseye sormadan
Kendini yormadan
Boş yere..
İster incit, ister aldat

Gönlümün istedigi yere
Gittigim yerlerde
Gördügüm dostlara sormadan
Ben erittim, ben yok ettim sensizliği

Usulca terkettiğin o düşlerde
Ben yalnızdım, çaresizdim günlerce
Sessizce ayrıldın bu düşlerden bir gün
Vazgeçtim, kurtuldun elllerimden işte

Bu şarkılar kendimi iyileştirmeye ve herşeyi başa çıkmaya çalıştığım bir melankoliyle hatırlamaya çalıştığım dönemlerime denk. Çünkü eğlenceydi, içmekti, taklalar atmaktı, sonra takmaktı, keşfetmekti, çok düşünmekti, dibine kadar hissetmekti, sadece dostlardı, sadece aşktı, herşey çok uzaktı, yıldızdı, beşiktaş sahiliydi, mimarlığın önüydü, santasın odalarıydı, iktisat kantiniydi, beyoğluydu..tüm dünyamdı geride kalan..bir aşkın gölgesinde kalan bir ton şeydi aslında. O şarkılardan biri de Birdenbire idi.

Korkmuyordu hiçbir şeyden
Ne yalnızlıktan ne de ayrılıktan
Bir gün geldi, her şey değişti
Birdenbire korku sardı
Aldatıldı durup dururken

Güvenmez oldu kimseye, hiç kimseye
Yakındı durdu her şeye, her şeye
Zamanla dindi öfkesi, zamanla
Sonunda geldi kendine, birdenbire

Dün gece, birbirimizi çok sevip çok da hırpaladığımız o ilk aşkımla, yani artık uzaktan bir dostumla ve gerçekten yeniden sevmeyi öğretebilecek sevgilisiyle aynı masada dostlarımızla rakı roka balık yaparken buldum kendimi. Sonra da bugün bu şarkıları İngiltere dönüşünde ilk kez yeniden dinlerken. Yarın benim için bambaşka bir hayat başlıyor, eskilerden daha da uzakta, mümkünse göreli olarak daha yakın eskilerden daha da uzakta...Dün, bugün, yarın. Gerçekten ilginç bir zaman ve uzam oldu benim için, bugün ve dün ve yarın.

Zaman herşeyi sağaltmayı, eskileri demleyip güzelleştirmeyi biliyor, kendini bilebilene, bunun için didinene belki de. Bazen sürte sürte, bazen de birdenbire.

31 Ocak 2008 Perşembe

Gazete ve/ya Portal Blogları

Bugün Milliyet, Hürriyet gibi en çok tıklanan gazetelerin ya da mynet, e-kolay gibi portalların blogları üzerine yetersiz şeyler karaladığımı farkettim. Daha doğrusu, türkçe içeriğe sahip en çok tıklanan bu web adreslerinin içinde bulunan blog servislerinden faydalanan yazarların (hiç bitmeyecek isim tamlaması dönergeci isimli yeni kitabımın 33.cild 77. fasikülü) neden türk blog küresinde geçen konuşmalara çok fazla dahil olamadıklarını düşündüm. Bakın bunlar da var diye geçiştirdiğim bir konuydu, Marmara Üniversitesinden istatistik derslerimize giren öğretmenim Doç Dr. Cem Sütçü beni biraz uyandırdı. İçerden editlenme sistemi bir miktar saygınlığı azaltan bir unsurdu ama bu ordaki yazarların daha fazla dışarı açılmasına engel bir şey değildi.

Bu acaba benim aldanmam mı yoksa durum gerçekten kendi aralarında bir komunite oluşturup, beraber toplantı yapıp dışardan pek haberdar olmamakla mı ilgili? Misal bir Milliyet blog yazarı çok okunuyorsa ne kadar okunuyor? Şunu farkettim ki Blograzzi'de 4 adet Milliyet blog yazarı var ve sıraları 3000lerde. Bloglarını sahiplenmemişler daha doğrusu bunu isteseler de yapamıyorlar çünkü Milliyet sayfası Blograzzi bağlantısı eklemeyi desteklemiyormuşş. O nedenle, blogspota geçmiş örnekteki yazarımız. Eminim başka şeylerde entegrasyon problemi de var, zira başka bir kürede tutulmaya çalışılıyor gibiler. (abarttım mı nedir?) Aslında mynet'in blog şablonu çok iç açıcı üstelik mynet daha uyanık bir kitleye sahip gibi, 14 Mynet kullanıcısı blograzzi'de kayıtlı gerçi biri e-mailiyle üye olmuş.:) Blograzzi, herşey değil tabii ki ama bu camiada çok bilinen bir alandan, en azından haberdar olma oranı önemli bir gösterge sanırım. Bilip de uzak kaldıklarını sanmıyorum.

Merak etmeye Milliyet Blogla devam edersek, en çok okunan 6 yazarın 350.000 ila 600.000 arası okundukları söylenmiş. (toplam sayı olsa gerek, hı?) En çok okunan yazarı ele alalım: Süleyman Ekim. Milliyet, kişisel blogdaki her postu "bloglarım" şeklinde ifade ediyor. Şablonda bloglarım yani arşiv kısmını seçerseniz genel anlayışa göre bir blog arayüzüyle karşılaşıyorsunuz. "Anasayfam" pek buna hizmet etmiyor gibi. İkisi de Technorati: "0" blog reactions. Aynı şekilde başka bir göz önündeki yazar Aydın Tiryaki de aynı kaderi paylaşıyor. Peki bütün blogların toplandığı Milliyet Blog anasayfasına (http://blog.milliyet.com.tr/) bakalım:
Technorati: "1.234" blog reactions. Milliyet gibi çok okunan bir gazete efektine rağmen durum bu yönde.

Ya da e-kolay.net..http://blog.ekolay.net/
Technorati: "346" blog reactions.

Örneğin, Mynet'ten iki tane çok okunan blog örneği: Taner Özdeş ve Tuncay Turşucu.
Sadece Taner Bey'in blogunda hareketlenme var, o da Technorati: "8" blog reactions. Toplamda http://blog.mynet.com için blog reaksiyonları: "731".

Sanırım bu rakamlardan bahsedince, araştırma için bu blogları neden çok da fazla ön plana alamadığımı açıklamış oluyorum. "Çok okunanlar" diye sınıflandırmaya başladığınızda biraz dışarda kalıyor gibi görünüyorlar ama içlerinde özellikle Milliyet Blog'dan ve Mynet'ten birkaç yazar Technorati görmezden gelse de kaydadeğer okunuyorlar denebilir. İndekslerde bu blogların da derlendiğini görmek faydalı olacak sanırım. Soyutlanmamak biraz da kendi ellerinde sanırım.

25 Ocak 2008 Cuma

"Blogger's Code of Conduct" ve "Blog Council"

Bugün için biraz da kendime notlar:

Web 2.0 isminin babası O'Reilly'den:

http://radar.oreilly.com/archives/2007/04/draft_bloggers_1.html
http://radar.oreilly.com/archives/2007/04/code_of_conduct.html

ve üyeleri epey güçlü bir konsey Blog Council:
http://blogcouncil.org/members.php
Hedefler arasında:
Rate Of Investment:
Developing metrics programs that help deliver measurable ROI from blog activities...var.

Artıı "The Cluetrain Manifesto: Chapter 4" var. "The end of Business as usual : Markets are conversations. "

Altivi Wikipedia Semineri...ve Tasdix

Cisday.org'da güzel bir yazı var, telif haklarıyla ilgili kıpırdanmalar başlamış, ne güzel. Web Seminerleri, blog konferansları, yazar toplanmaları derken bir yandan da üç maymun sansürleri ile geri çekilmeye çalışılan bir süreç var.. Al sana youtube deyip kendimize bir sille savuruyoruz.

Yine de ümitliyim en azından içeriğin korunmasıyla ilgili tabandan birşeyler yapılacak gibi. Tasdix'i enine boyuna bir inceleyeceğim. Creative Commons'a bir göz aşinalığı var. Bu konu kapsamlı bir okumayı hakediyor, eksiklerim çok.

İstatistik bilgilerimi tazelemeye başladım, bu hafta anket sonuçlarıyla geçecek. Yarın uygulamayı kapatıyorum. Kocaman bir ay için 2 günlük kullanıma 10 dolar ödemek lüzumsuz olacak zira.

Yazılacak bir 10 sayfa kaldı, anket ve sonuçlar dışında. Şifreli bir okuma nasıl sağlanır, bunu da bir kurcalayacağım. Pismiii..

17 Ocak 2008 Perşembe

Sona doğru..

Örneklem sayısını daha doğrusu katılımcı sayısını, danışmanımın direktifi doğrultusunda, 100'e çıkarmış bulunmaktayım. Bunun için de şu an itibariyle 140 kişiye ulaşmaya çalıştım. 96'yı tutturduk. Kısa bir süre sonra anket uygulamasını kapatacağım. Katılan her değerli katılımcıya yeniden teşekkürler.

Bunun haricinde giriş, blogların kitle iletişim tarihindeki yeri ve blogların kendi tarihiyle ilgili kısım da bitti. Kullanım alanları ve karşılaştırmasından ve güncel bilgilerin eklenmesinden sonra anket sonuçları ve değerlendirmeye geçeceğim.

Şubat ayında herşey bittiğinde umarım katılımcıların erişebileceği şekilde sonuçları yayınlamayı planlıyorum. Haydi hayırlısı..

Seabear albümlerini şiddetle tavsiye ederek bugünkü postumuzun sonuna geliyoruz. Bir dahaki post'a kadar (seabear, post falan ne tuhaf şeyler:) esen kalınız.

04 Ocak 2008 Cuma

törer bambosu patlaka

bu hayvanlar müslüman mı söylesene bebeğim
şu öküz müslüman mı bu sakallı sünepe?
bir zalimin köpeği bak allah’ı zikrediyor
bak gazete ne yazıyor türklerinmiş türkiye

yahudiler bombaları kucaklayıp bebeğim
düşlemiyor intiharlar, işlemiyor karakol
al götür bu yumruğu akşam çocuklar yerler
başbakan meşgul namaz kılıyor ayol

bana kolpa malzemeden putlar yontma bebeğim
sezen aksu’dan mesela, kanarya’dan, tanrı’dan
allah’tan demiyorum, çarpılmış gibi korkma!
kork putların ellerinde patlamasından!

emmeyince sencileyin akmıyor bebeğim
kan ağzıma gürül gürül - alnımda süt dişleri...
seni öyle seviyorum ki condelezza, bebeğim
ağzına veresim geliyor ağzımdaki dişleri.

"ah muhsin ünlü"

sen filmler yap izleyelim, şiirler yaz, vakti geldiğinde kat kat okumalara doyamayalım..çünkü çayevlerine gereken özeni göstermeliyiz...haydi iç de çay koyayım!

Dip: 18 Ocak 2008'de gösterime giriyormuş "Çocuk". Sinan Çetin parmağı olsa da umutluyum. Üstelik Hayko Jetgil hem oynamış hem de müzikleri yapmış. Bak hele canlandım şimdi.